gençler alkollü müyüz? alkol şart değil, hasta da olabiliriz. biliyorsunuz, böyle durumlarda sarımsak candır.
on numara çorba icat ettim, ama size öncelikle yaratım sürecinden bahsetmeliyim.
önce hastalık vardı.
ve hastalığa karşı çorba vardı.
çorbanın içine konacak sarımsak vardı.
sarımsaklı çorbanın paça diye bir türü vardı.
ama hastaya et değil tavuk suyu lazımdı.
kıvamlansın diye çorbaya un katılırdı.
ama hastamız beyran sevdiğinden pirinç kullanırdı.
madem beyran dedik, içine bir avuç pul biber yakışırdı.
oldu olacak, neden tereyağında soğan da kavrulmasındı?
ve olaylar gelişti.
baştan anlaşalım,
1. bu çorba bir aşırılıklar çorbası. malzemeler hep bol ve daha da bollaştırılabilir. çünkü amaç iyileşmek. antep'in beyranına aşık bir adanalıdan, hasta olduğu zaman brokoli çorbası içmesini beklememelisiniz.
2. eğer benim gibi yaparsanız, aşırı acı, ekşi ve sarımsaklı bir çorbanız olacak. bunlardan hoşlanan biri değilseniz severek ayrılalım.
3. kokarsınız. çok kesin bilgi.
4. içtikten sonra midenizin kokusunu alsın diye karanfil yutarsanız, üzerine alkol almayın. karanfil zaten uyuşturucu bir şey, üzerine alınan iki yudum alkol kafada bir büyük gücüne eriyor. dün bizzat yaşayarak öğrendim.
önce, yaklaşık bir kibrit kutusu kadar tereyağında, incecik doğradığımız bir adet orta boy soğanı kavuruyoruz arkadaşlar. isterseniz büyük ya da küçük de olabilir, bu çorbanın ölçüsü yok.
kavurduktan sonra, yine isterseniz bir tatlı kaşığı filan biber salçası ekleyebilirsiniz. ben ekleyecektim ama unuttum. eksikliğini hissetmedim, sarımsak ve pul biber salçayı aratmadı ama bir dahaki sefere unutmayacağım. bir de öyle deneyelim.
sonracıma, üzerine üç su bardağı su ekleyelim. suyun içine yarım kilo tavuk incik atalım. tabii ki kemiği ve derisiyle. (eğer kıvamını yoğun bulursanız sonradan kaynar su ekleyebilirsiniz.)
yalnız aslında yarım kilo tavuk çok gelecek. ben sırf aldığım tüm tavuğun suyundan faydalanmış olmak adına hepsini koydum, iyice haşlandıktan sonra etinin yarısını filan ayırdım. onları biraz sonra pirinç pilavının üstünde değerlendirmeyi düşünüyorum.
yine bu suya, yaklaşık 3/4 kahve fincanı filan pirinç koyalım. ben çorbaya koyduğum pirinci pek yıkamıyorum, zira pilav yapmıyoruz ki pirincin tane tane kalması gereksin? tozu gitsin yeter. yıkarsam kıvam vermez gibi geliyor.
hala sudayız. içine 7-8 tane karabiber atabiliriz. sevmiyorsanız atmayın ama bence atın.
haalaaa sudayız çünkü dostum su demişsin ama bu asteriks iksiri.
içine sarımsak doğrayacağız. benim sarımsaklar hep çok küçüktü, normal boy olduğunu düşünsek rahat 6 diş atmışımdır. dörde filan bölün yeter, isterseniz dövebilirsiniz de ama tavsiye etmiyorum. dövdüğünüz zaman sarımsağın bir kısmı havanda kalıyor, hele havan tahtaysa o kalıntıyı kurtarmanın mümkünatı yok. üzülüyorum ben, havanı yalayasım geliyor :/
bunlar kaynasın. kaynağınca altını kısın, tuzunu da atın üzerine. kısık ateşte, tavukların suyu iyiiiice çıkana kadar, yarım saat filan kaynasın öyle. sonra kapatın altını, alın o tavukları içinden.
tavuğun kemiğini derisini ayıracağız. yalnız ayırdığımız parçaları sokak hayvanlarına vermeyi unutmazsak...
ayırdığınız parçaları didikleyin bir güzel. (eğer fazla gelirse pilava koyarsınız.) sonra bunları tekrar çorba tenceremize alıp kaynatalım. iyice fokur fokur oluncaaa, içine bir dolu tatlı kaşığı pul biberi ver ediyoruz. azıcık da o şekilde ve altı kısık olarak kaynayınca çorba tamamdır.
yerken de üstüne bolca limon sıkın, ama cidden bolca. çünkü o kadar sarımsak ve pul biber başka türlü zor oluyor. sirke de kullanabilirsiniz, yakışıyor gayet.
ben tencereden aldığım ilk kaşıktan sonra "anam bu ney!!!" diyerek bir süre öksürdüm. fakat limon sirke işine girince, dostum tammı tamına işkembeci çorbası olmuş bu. tam olarak olması gereken ve hayalini kurduğum gibi. saç diplerinden ter çıkartan.
afiyet olsun. geçenlerde paça da yaptıydım ama yazmaya üşendiydim, bunu ona sayın.
göksun.
çorba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çorba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mayıs 2014 Perşembe
1 Ocak 2012 Pazar
Beyran... Of o nasıl bir şey...
Adanalı olmama rağmen acı yemem, fakat bu çorba... Allah'ım... Kanatlandırıyor...
Önce güzellemesini yazalım, sonra da nasıl bir şeydir, nerede yenir ve oraya nasıl gidilir ondan bahsedelim.
Efendim şöyle k; eğer sarımsaklı-baharatlı tatlardan hoşlanıyorsanız, Allah’ın adını verdim, sırf bu çorba için Antep'e gidilir. Ki Antep'in alinaziğini küşlemesini filan da saymıyorum daha bak, sırf bu çorba için dedim. Öyle bir şey. Net.
Biz İstanbul bebeleri olarak sabah sabah ağzımıza o kadar akar kokar şeyler sokmayız. Fakat gelin görün ki, sabah "anında ayağa kalkmak" denen şey öyle kahvaltılık mısır gevrekleriyle, efendim simit rezidansı sandviçleriyle filan olmuyor canlar. Önüne fokurdayarak gelen, o sarımsak ve pul biberden müteşekkil kaşığı ağzına atacaksın. İlk başta bi "bu ne lannnn!!!" olabilirsin, normal, biz nazik (!) insanlarız. Fakat devam et. Kaynayarak geldiği için çok zor soğur, fakat pes etme. Bekle. Bitirince, sanki Antep'e gelmek için 3.30'da uyanıp 5.45 uçağına binen sen değilmişsin, sanki o beyranı içene kadar gayet uykunu almış ve enerjik bir güne başlamışsın gibi olacak.
Çorbanın tipi şu şekil, fakat bilin ki yapılacak şey değil bu. Eğer Adana-Kozan paçasını bileniniz varsa, beyranı ilk içtiğinizde "hmm paçanın pirinçlisi sanki bu..." diyebilirsiniz ama öyle de değil.
Efendim, bakır taslarımız önce katılaşmış kuzu yağı ile sıvanıyor. Sonra, bu tasa haşlanmış pirinç konup onun üzerine de on numara haşlanmış kuzu eti didikleniyor. Yandaki usta bu tabağı alıp, ateş fışkırtan bir ocağın üzerine tutuyor. Ocak dediğim, oksijen kaynağı.
Tas hala ocaktayken, üzerine tam dolu olmayan bir kepçe kadar et suyu dökülüyor. Yalnız o et suyu dediğimizde muhtemelen hayatınızda yediğiniz sarımsağın toplamı kadar sarımsak var. Sonra bir avuç pul biber ekleniyor ve akabinde tekrar, bu sefer daha fazla et suyu. Zaten biber öyle yoğun ve ateş öyle harlı ki, et suyunu dökünce çorba hemen kıpkırmızı oluyor ve fokurdamaya başlıyor. O fokur fokur haldeyken de sizin önünüze geliyor.
Eğer bir yemekte sarımsak varsa limon da olmalıdır kanaatimce, o yüzden ben bolca limon da sıktım. Acıya çok alışık olmadığımdan, limon benim için zaten gerekliydi. Ama on numara bir hareket yapmışım, çok yakıştı.
Bakın tekrar söylüyorum, çok sıcak ve çok acı gelecek. Yılmayın. Gerçekten çok iyi geliyor, dediydi dersiniz.
Antep'e gittiğinizde beyran yapan birçok yer göreceksiniz. Fakat bu çorbanın en meşhur ve en tavsiye edilen adresi Metanet Lokantası'dır. Nitekim, Metanet'e doğru yürürken pek çok beyrancı geçecek ve hepsinin boş olduğunu, fakat Metanet'in bayağı bildiğin "dolu" olduğunu göreceksiniz. Google'da haritasını bulamadım ama adresi var, buyrun: Kozluca Mah. Kozluca Cad. No. 11 Tekke Camii civarı - Şahinbey
Tavsiyem, Antep'e sabah inerseniz ilk önce buraya uğramanız yönünde. Eğer uçakla gidiyorsanız, Havaş'tan merkezde inin. Havaş zaten "şehir merkezi kalmasın" diye uyarıyor ve neredeyse herkes iniyor. Ama yine de söyleyeyim, eski adliyenin orada ineceksiniz. İndiğiniz yerden biraz ilerleyin, kısa olan yol şu şekilde: İki adım sonra sağa dönen, trafiğe kapalı bir cadde göreceksiniz. Gaziler Caddesi olması lazım. Oradan girin dümdüz devam edin. (Bu arada belirtmeyi unutmuşum, toplamda en fazla 15 dakika yürüyeceksiniz.)
Bonus track: Yürümekte olduğunuz caddenin soldaki sokaklarından birinde Katmerci Zekeriya usta var ama hangi sokak bilmiyorum. Uçaktan inen insanları takip edin, kesin oraya giden vardır. Ya da sorun. Gaziantep'liler yardımseverdir.
Eski Saray Caddesi yolunuzu kesecek ve meydan gibi bir yere çıkacaksınız. Saat henüz erken olduğu için görmemeniz normal, fakat o meydan aslında insanın gözünü döndüren bir baharat salça vs. pazarı. Birkaç saat sonra buraya tekrar gelmenizi tavsiye ederim. Neyse efendim, meydanın karşısına geçin. Şehitler caddesi'ne çıkmanız lazım. Zaten burada herhangi birine Metanet'i sorsanız yeterli olur. Ama "yok sormayalım, biz yolumuzu buluruz" yollu erkeksi bir tutum içindeyseniz ben devam edeyim: Şehitler Caddesi'nde giderken sağ tarafınızda Tahmis Kahvesi olmalı, sol tarafınızda şimdi adını unuttuğum büyük bir taş han olmalı vs vs.
O caddeyi bitirince sağa dönün. Yol zaten hemen iki adım sonra sola dönüyor. İşte kozluca caddesi ve işte solunuzda Metanet Lokantası.
Çorba 9 lira. Su zaten ibrikte geliyor. İki kişi 18 lira verip kalkıyorsunuz.
Bu Antep'e 3. gidişim oldu. İlkinin yıldızı küşleme idi, ikincisinde iş için gitmiştim fazla oyalanamadım ama Bayazhan'ı keşfettim. Bu gidişin yıldızı ise budur. Beyran. Rules. Oyh.
Önce güzellemesini yazalım, sonra da nasıl bir şeydir, nerede yenir ve oraya nasıl gidilir ondan bahsedelim.
Efendim şöyle k; eğer sarımsaklı-baharatlı tatlardan hoşlanıyorsanız, Allah’ın adını verdim, sırf bu çorba için Antep'e gidilir. Ki Antep'in alinaziğini küşlemesini filan da saymıyorum daha bak, sırf bu çorba için dedim. Öyle bir şey. Net.
Biz İstanbul bebeleri olarak sabah sabah ağzımıza o kadar akar kokar şeyler sokmayız. Fakat gelin görün ki, sabah "anında ayağa kalkmak" denen şey öyle kahvaltılık mısır gevrekleriyle, efendim simit rezidansı sandviçleriyle filan olmuyor canlar. Önüne fokurdayarak gelen, o sarımsak ve pul biberden müteşekkil kaşığı ağzına atacaksın. İlk başta bi "bu ne lannnn!!!" olabilirsin, normal, biz nazik (!) insanlarız. Fakat devam et. Kaynayarak geldiği için çok zor soğur, fakat pes etme. Bekle. Bitirince, sanki Antep'e gelmek için 3.30'da uyanıp 5.45 uçağına binen sen değilmişsin, sanki o beyranı içene kadar gayet uykunu almış ve enerjik bir güne başlamışsın gibi olacak.
![]() |
| gulp... |
Efendim, bakır taslarımız önce katılaşmış kuzu yağı ile sıvanıyor. Sonra, bu tasa haşlanmış pirinç konup onun üzerine de on numara haşlanmış kuzu eti didikleniyor. Yandaki usta bu tabağı alıp, ateş fışkırtan bir ocağın üzerine tutuyor. Ocak dediğim, oksijen kaynağı.
Tas hala ocaktayken, üzerine tam dolu olmayan bir kepçe kadar et suyu dökülüyor. Yalnız o et suyu dediğimizde muhtemelen hayatınızda yediğiniz sarımsağın toplamı kadar sarımsak var. Sonra bir avuç pul biber ekleniyor ve akabinde tekrar, bu sefer daha fazla et suyu. Zaten biber öyle yoğun ve ateş öyle harlı ki, et suyunu dökünce çorba hemen kıpkırmızı oluyor ve fokurdamaya başlıyor. O fokur fokur haldeyken de sizin önünüze geliyor.
Eğer bir yemekte sarımsak varsa limon da olmalıdır kanaatimce, o yüzden ben bolca limon da sıktım. Acıya çok alışık olmadığımdan, limon benim için zaten gerekliydi. Ama on numara bir hareket yapmışım, çok yakıştı.
Bakın tekrar söylüyorum, çok sıcak ve çok acı gelecek. Yılmayın. Gerçekten çok iyi geliyor, dediydi dersiniz.
Antep'e gittiğinizde beyran yapan birçok yer göreceksiniz. Fakat bu çorbanın en meşhur ve en tavsiye edilen adresi Metanet Lokantası'dır. Nitekim, Metanet'e doğru yürürken pek çok beyrancı geçecek ve hepsinin boş olduğunu, fakat Metanet'in bayağı bildiğin "dolu" olduğunu göreceksiniz. Google'da haritasını bulamadım ama adresi var, buyrun: Kozluca Mah. Kozluca Cad. No. 11 Tekke Camii civarı - Şahinbey
Tavsiyem, Antep'e sabah inerseniz ilk önce buraya uğramanız yönünde. Eğer uçakla gidiyorsanız, Havaş'tan merkezde inin. Havaş zaten "şehir merkezi kalmasın" diye uyarıyor ve neredeyse herkes iniyor. Ama yine de söyleyeyim, eski adliyenin orada ineceksiniz. İndiğiniz yerden biraz ilerleyin, kısa olan yol şu şekilde: İki adım sonra sağa dönen, trafiğe kapalı bir cadde göreceksiniz. Gaziler Caddesi olması lazım. Oradan girin dümdüz devam edin. (Bu arada belirtmeyi unutmuşum, toplamda en fazla 15 dakika yürüyeceksiniz.)
Bonus track: Yürümekte olduğunuz caddenin soldaki sokaklarından birinde Katmerci Zekeriya usta var ama hangi sokak bilmiyorum. Uçaktan inen insanları takip edin, kesin oraya giden vardır. Ya da sorun. Gaziantep'liler yardımseverdir.
Eski Saray Caddesi yolunuzu kesecek ve meydan gibi bir yere çıkacaksınız. Saat henüz erken olduğu için görmemeniz normal, fakat o meydan aslında insanın gözünü döndüren bir baharat salça vs. pazarı. Birkaç saat sonra buraya tekrar gelmenizi tavsiye ederim. Neyse efendim, meydanın karşısına geçin. Şehitler caddesi'ne çıkmanız lazım. Zaten burada herhangi birine Metanet'i sorsanız yeterli olur. Ama "yok sormayalım, biz yolumuzu buluruz" yollu erkeksi bir tutum içindeyseniz ben devam edeyim: Şehitler Caddesi'nde giderken sağ tarafınızda Tahmis Kahvesi olmalı, sol tarafınızda şimdi adını unuttuğum büyük bir taş han olmalı vs vs.
O caddeyi bitirince sağa dönün. Yol zaten hemen iki adım sonra sola dönüyor. İşte kozluca caddesi ve işte solunuzda Metanet Lokantası.
Çorba 9 lira. Su zaten ibrikte geliyor. İki kişi 18 lira verip kalkıyorsunuz.
Bu Antep'e 3. gidişim oldu. İlkinin yıldızı küşleme idi, ikincisinde iş için gitmiştim fazla oyalanamadım ama Bayazhan'ı keşfettim. Bu gidişin yıldızı ise budur. Beyran. Rules. Oyh.
Çakma tavuk çorbası
Gerçi biraz önce "çakma arabaşı" demiştim ama, o zaman da şehriyeli tavuk çorbasına ayıboluyor... O bakımdan, buna "çakma tavuk" demeye karar verdim.
Şimdi şöyle, benim yemek uydurma olayım hep tembellikten çıkar. Canımın istediği şeyi yapmak için markete gitmem gerekiyodur ve ben gitmem. Yemek yapmak için evden çıkıp markete gidip geri geldiğimi hiç hatırlamıyorum - tabii evde yapacak hiçbir şey yoksa o ayrı :) Ama karıştırılabilecek bir şeyler varsa, yo dostum, beni evden kimse çıkaramaz.
Bugünkü maceramız, canımın arabaşı çekmesiyle başladı. Evde kemikli olmasa bile tavuk vardı, salça zaten yoksa eğer ben orada yaşamıyorum demektir... Ama un yoktu. Ki ben zaten çorbada unlu meyane sevmem, sadece arabaşı yaparken kullanmak için de gidip un alamam yani. (Meraklısına not: Evde fırınım yok, o yüzden un benim için gerçekten anlamsız.)
Bari şehriyeli tavuk yapayım dedim. Var onun malzemesi. Fakat ortaya şehriyeli arabaşı gibi bir şey çıktı. Enteresan.
![]() |
| Çekmek için çok uğraştım, ampul ışığında bu kadar oldu. :) |
Şöyle yaptım:
Sonbahara girerken biberli domates saklamıştım, kavanozlayıp. Anlatacağım bilahare. İşte o domatesten iki yemek kaşığı kadar attım tencereye. Bu arada, burada kaşık maşık dediğime bakmayın, ben hiçbir şeyi ölçmem. Pilav hariç. (Bunun yerine bir adet domatesi soyup doğrasanız da olur.)
Sanırsam dolu bir tatlı kaşığını bulacak kadar biber salçası ekleyip karıştırdım. Biber salçasını tatlı alıyorum ben, ama kes-sinlikle Tamek filan almayın. Piyasadaki en güzel biber salçasını BİM satıyor, Yurt marka.
Tavuk, 3 parça ızgara tavalık vardı. Hep ondan alırım, göğüs kuru oluyor. Şöyle kabaca birkaç parçaya bölüp içine attım.
Ve işte, un yerine düşündüğümüz muhteşem (!) çözüm. Bir adet orta boylarda patatesi, küçük küçük doğrayıvedim hepsinin üstüne.
Bu arada bu patates çözümü de tamamen doğaçlama. Geçenlerde de tarhana çorbası yapıyordum bu kez, kıvamlandıracak yoğurt yoktu. Buna karşın, patatesi hep fileyle sattıkları için, hayatta da bitiremeyeceğim kadar çok patatesim vardı. E madem patates koyayım o kıvamlandırsın dedim, güzel de oldu. Oradan yani.
Üstüne suyunu da koyduk muyduuuu, kapağını asla tam kapatmadaaan, kaynamaya bırakıyoruz... O dediğim tarhana çorbasını ilk yaparken kapağını kapattım salak gibi, sanki bilmiyorum ne olacağını... Çorbanın tüm ocağa yayıldığı kalmamış, tarhana filan da hep dibine tutmuştu. Kötü günlerdi.
Kaynayınca tuzunu ekleyip altını da kısmak suretiyle uzun uzun haşlansın o. Tavuğun didiklenecek hale gelmesi lazım çünkü.
Ben herhande bi 45 dakika filan haşladım. Sonrasında ise... Şimdi siz isterseniz, yani taneli çorba seviyorsanız, patatesi başta gerçekten küçük doğrayıp sonra bunun derdine düşmezsiniz. Fakat ben biraz huysuzum, çorbadaki sebzenin tane tane olmasını sevmiyoum. O yüzden, absürd gelecek biliyorum ama olsun, tavukları tencereden bir tabağa aldım önce, sonra tencereye daldırdım blender'ı. Gerçi blender girince rengi bozuldu, ondan önce daha kırmızı daha güzel bir rengi vardı. Ama napim, patatesin öyle kalması hoşuma gitmiyor. Hem kıvam istiyorsak, o patetes "blend" edilecek. (Blend etmek ne ya.)
Çıkardığım tavukları didikledim bi güzel, geri koydum tencereye.
Kaynattım tekrar. Kaynayınca da, ne kadar diyeyim, işte bir kahve fincanı kadar filan tel şehriye döküverdim.
Şehriyeler yumuşayıncaya kadar bi daha kaynatıp, ölümcül son darbeye hazırlandım...
Tereyağı, o yağın üzerine biber salçası, pul biber ve kara biber... Sonra, "ya bu sırf şehriyeli olsaydı nane de atacaktım, dur atayım yine de..." diyerek gezdirilen bir çimdik nane ve tavuğun olduğu her yerde mutlaka gereken kimyon...
Doldurduğum kaseye istediğim kadar limon...
Harbi diyorum çok güzel oldu. Yazın içilmez bak, o tavuk o yoğunluk bayar adamı. Yazın ayran çorbası içeceksin.
Ama bu havaya, birebir. Uuu beybi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

