Sevgili bekarlar, yemek yapmaya vakti olmayanlar, beceriksizliklerine bakmadan hatunu yemekle etkilemenin peşinde olanlar, yemekle uğraşmaktan hoşlanmayanlar ve diğerleri... Bir "tembel işi" yemeğimizle daha karşınızdayız.
Önce, her zamanki gibi, günlük mutfağa girme hikayemizi paylaşalım. Benimki biraz Yeşim Hoca'ya inattan oldu; kendisi eminim beni çok iyi tanıyordur (!) tabii o ayrı. Geçen derste, "doktora öğrencisisiniz, tabii ki başka hayatınız olmayacak ve gerekirse işi de bırakacaksınız, benim bu konuda acımam yoktur" benzeri ifadeler kullandı - özellikle acıma kısmı yüzde yüz gerçek. Bense o arada içimden, "O zaman üniversite bize de kadro versin Allah Allah, çalışmak zorunda değildim de ben kendime bu zorluğu keyfimden mi yaşatıyorum!" diye düşündüm. Ayrıca, ben tek yönlü biri olmaktan ölesiye korkarım. Olmayacak işler olsa ve ben dünyanın en parmakla gösterilen tezini bile yazsam, eğer dünyadan kopmuşsam, bitirdikten sonra o tezi anmak bile bana zûl gelir.
Sabahtan beri ders çalışıyorum, içim dışım kıdem tazminatı oldu. Fakat madem bende "akademi kumaşı" yok, bari biraz da yemek yapalım. Günün birinde "Kitap yazdım da ben, öhm..." diye gezinmeyi bilirken, mutfak konusunda söyleyecek şeylerimiz de olsun.
Pratik ve lezzetli olsun diyerekten, fırında mantarlı-kaşarlı bir şeyler yaptım, adını da (şu an) "banmalı pizza" koydum. Pizzanın hamuru yok ama içeriği var.
Eğer firınınız varsa, borcamınız da vardır. Yoksa, A101'de şu günlerde 4-5 liraya satılıyor, tükenmeden alın. Aslında güveç olsa tabii ki daha iyi ama elimin altında borcam vardı.
- Bir paket mantarı alıp yıkayalım. Soymaya gerek yok, uzun uzun dilimleyelim. Borcama koyalım.
- Bir kalem sucuk kullanacağız. (Kalem mi deniyor, ne deniyor o tek parçaya?) Markası tercihinize kalmış. Baharatlı seviyorsanız ve "Hem güzel hem ucuz hem de gerçek sucuğu nereden bulalım" derseniz, ben -yine- A101'deki Danet markalı ve üzerinde "evlik" yazan sucuğu kullanıyorum. Tabii ki bir Apikoğlu, bir Cumhuriyet filan değil, fakat Polonez, Maret, Pınar gibi markalardan ve diğer market ürünlerinden bence daha güzel. (Hayır, A101'den para almıyorum, sadece denk geldi.)
Sucuklarımızı halka halka doğrayıp sonra o halkaları yarımay yapalım. Mantarların üzerine dizelim.
- İki orta boy domatesi soyup küçük küçük doğrayıp üzerine yayalım. Yalnız ben domatesleri doğrarken illa ki yediğim için, aslında iki küçük domates kadar da olabilir o, bilemiyorum. Özetle, domatessiz yer kalmasın yani.
- Bir çarliston biber bir de kırmızı kapya biberi ince ince doğrayıp, karıştırıp, domateslerin üstüne yayalım.
- Üzerine kaşar rendeleyelim. Evde dilimli kaşar vardı, 5 dilimini küçük küçük doğrayıp gezdirdim ama az geldi. Miktarı size kalmış.
- Üzerine çok az ayçiçek yağı gezdirdim. Şöööyle, salataya koklatır gibi. Çünkü bence tereyağı daha önemli, ama ondan da çok az kalmıştı. Parmağın bir boğumu filan kadardır en fazla, işte o kadar tereyağını dilimleyip kaşarların üzerine yerleştirdim. Eğer olsaydı iki boğumdan aşağı koymazdım.
- Tuz atmayı unutmakla iyi etmemişim, buralarda bir yerde üzerine tuz da gezdirmek lazım. Karabiber de olur, seviyorsanız.
- 180 derecelik fırında (fırını önceden ısıtmamıştım) 30 dakika. Çıkarınca ister çatalınızla kibar kibar, ister ekmeğinizle bandıra bandıra yiyin. Fazla sulu olmuyor ama banılacak kadar var.
Perfecto!
Afiyet olsun :)
*
Not: Bu içeriği unutmayın. Onu da sonra anlatırım :)
mantar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mantar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Aralık 2012 Pazar
İş Kanunu çerçevesinde pizzaya banma hakkı
Etiketler:
bekar ve tembel,
fırın yemekleri,
kolay yemekler,
mantar,
sucuk
23 Ağustos 2012 Perşembe
Ah bir evde olsam...
Bugünlerde yine canım sıkılıyor, yine bir hayatı sorgulama sürecine girdim. Ne zaman böyle sıkıntılarım olsa canım mutfağa dalmak ister, ama hayatımdaki mutfaklar insanı "çağıran" cinsten değil maalesef. Sığma sorunum olan yerlerde çalışmaktan hoşlanmıyorum. Mutfak dediğin düzenli, tezgah dediğin geniş olur. Benimkinde, iki kişi yan yana bile duramıyorsun, elini nereye atsan bir şeye çarpıyor.
Bir evim olmasını zaten her zaman çok istemişimdir, ama o evin mutfağı çok önemli. Mutfağında yemek yenebilen - ve tabii ki yapılabilen- dolapları yeterli, tezgahı geniş, dışarıyı gören bir penceresi olan, çalışırken daralmayacağım bir mutfak istiyorum. Bir de, mutlaka ama mutlaka, bir bulaşık makinesi. Of şimdi kendi mutfağımı düşününce bile içim sıkıldı. Şöyle izah edeyim, beş kilo alsam ben o mutfağa giremem. Siz daha benden yemek bekleyin.
Yine isyan noktasındayım. Canım günlerdir yemek yapmak istiyor, ama bütün gününü motivasyonsuzluk içinde geçirip akşam 7'de evde oluyorsan yemek filan yapasın da kalmıyor. Onun yerine, "bi halt olamadım lan ben, 'işte budur' diyebileceğim bir tencere dolma bile yapabilmiş değilim" diye bunalıma girip domatesli makarna yiyorsun. E gerizekalı, madem bişey yapamamaktan şikayetçisin, bunun çözümü yapmamaya devam edip koltukta pineklemek midir? Eh, saçma ama durum böyle.
"Hm peki acaba yapabilecek olsaydım, akşam da 7'de değil misal 6.30'da evde olabilseydim, hem kolay hem güzel ne yapardım?" diye düşünüyorum. Yapamıyorsam da düşünmek hoşuma gidiyor. Şöyle şeyler buldum:
- Bin yıldır filan güveç alasım var. Hem normal tencere gibi olanlardan, hem de "fırın sütlaç" boyu olanlardan. Zaten bir güveç aldın mıydı gerisi geliyor. Mesela, tek ya da iki kişi yaşıyorsanız, porsiyonluk patlıcan güveçler yapılabilir.
El alta mısırözü yağımızı döküverelim, tahminen bir çorba kaşığı yetecektir. Biber salçasını ekleyip karıştıralım, üzerine kuzu kuşbaşımızı ekleyelim. Üzerine domates biber patlıcan, 1-2 diş sarımsak, tuz karabiber, hoop fırına. Dünyanın en leziz kolay yemeği budur.
* Bunu isterseniz, kuşbaşı yerine kıyma ve küp yerine yuvarlak patlıcan dilimleri kullanarak hafif bir patlıcan oturtma yapabilirsiniz. Kıymayla patlıcan arasına soğan da eklemek lazım.
* Üşenmezseniz ve hafif olmasını da istemezseniz, kıymayı önceden soğanla kavurup, yuvarlak patlıcan dilimlerini de azcık kızartır gibi yapıp öyle pişirin.
- Güveç olsun olmasın, patlıcan konusunda şöyle şeyler de mümkün,
* Patlıcanı bir bütün halinde, olduğu gibi fırına atın. O şekilde közlensin. (Bunun teorik olarak mümkün ve uygulanmakta olduğunu biliyorum ama pratik yapmadım, çünkü şu yaşa geldim ama hala fırınım yok!)
Onlar közlenedururken, siz isterseniz kuşbaşı, isterseniz kıyma, isterseniz de tavuk kavurun. Her defasında tekrar etmek ne kadar gerekli bilmiyorum ama, kırmızı etler (aksi belirtilmedikçe) hep kuzu, tavuklar da (yine aksi belirtilmedikçe) hep ızgara tava.
Eti kavururken, içine yeşil ya da kapya biber koyabilirsiniz. Etiniz eğer kırmızıysa soğan ve domates güzel olacaktır, tabii beyazla da olabilir ama bence kırmızıya daha çok yakışıyor. Kekik ve karabiber tüm etlerde banko, fakat tavuk pişiriyorsanız kimyon da güzel olacaktır. (Kimyon ve patlıcan ne alaka gibi durabilir ama bence kimyonun her durumda gideri var.)
Patlıcanları fırından aldıktan sonra, isterseniz, biliyorsanız ve becerikliyseniz onu adeta bir "hünkar beğendi patlıcanı" gibi yapmak sizin elinizde. Ben yapmazdım. Olduğu gibi, soyup tuzlayıp, etini üzerine koyup öyle yemeyi hayal ediyorum.
* Eğer işin içine yine bir güveç katmak isterseniz, yine bunu küçük porsiyonlar halinde güveçlere paylaştırıp birazcık da fırında tutabilirsiniz. Yazın fırında güveç işi yaş da (çünkü soğumuyor) kışın iyi fikir.
* Bir de, kendimizi patlıcan kebap yapar gibi düşünelim. Köfte-patlıcan sırasını borcama ya da yüksek kenarı ve dar bir fırın tepsisine dizelim. Üzeri için, yemeğin miktarına uygun olacak kadar suyu bardağa alıp, o suya salça ve yağ karıştırıp, üzerinde gezdirelim. Yine tuz sarımsak karabiber, olaylar gelişsin.
- Güveç konusunda son olarak, karides güveç var. Çok deli sevdiğim bir şey ama yapılışını görmedim. İçimden bir ses, karides, salça, yağ, domates, baharat, biber ve sarımsağın hepsini güvece koy, ver coşkuyu diyor. Denersem anlatırım.
- Annem bir kere borcama ince halkalar halinde patlıcan, kabak ve patates dizdi, üstüne azıcık yağ gezdirip öylece fırına sürdü. Muhteşem bir şey oldu, üzerine sarımsaklı yoğurt ya da şakşuka sosuyla.
- Bir arkadaşım da, yine borcama karnıbahar ve brokoli koyup, üzerine beşamel sos dökerek fırında pişirmişti. Karnıbahardan öyle bir lezzet beklemezdim.
- Börek yapabiliriz, ister tavada ister fırında. Sistem aynı, yani ben tavada yaparken de aynı sistemi uyguluyorum. Bir kat yufka, araya yağlı sütlü karışım, tekrar yufka vs. Asıl fark, ancak içinde mümkün.
Mesela patlıcanlı börek muhteşem bir şey, yemediyseniz kayıptasınız. Sosisli-mantarlı olabilir. Hatta, mantarı küçük küçük doğrayıp kapya biberle karıştırarak pişirince çok güzel bir harç oluyor. Bunu Anda'yla yapmıştık ama içine soğan koyup koymadığımızı hatırlamıyorum. Sonracığıma, patatesli-kıymalı börek de iyidir, üstelik içini çiğden koyabiliyoruz. Patatesleri tavla zarı boyutunda doğrayalım, soğanlar da iyice küçük olsun, karabiberli kıymayla karıştırıp yufkanın içine.
Bir de, lor peynir-taze soğan bir börek içi için muhteşem bir fikir. Yaptım, biliyorum, inanılmaz oluyor. Hatta birinde abartıp yeşil zeytin de doğramıştım ve onu da çok sevmiştim ama siz bana bakmayın, yeşil zeytine gereksiz bir tutkuyla bağlı biriyim ben.
- Eğer dolmayı annenizin tarifine birebir uyarak yaptığınız halde yine de o kadar güzel olmuyorsa, sebzelerin içini tam dolduramıyor olabilirsiniz. Aman pirinç şişip de taşmasın diyerek sebzelerin içini gevşek tutmayı abartırsanız, o dolma güzel olmuyor. Benim hatam bu evet, ama bu hatayı yapmamayı denemek için vaktim ya da enerjim olmadı şimdiye kadar. (Tarifi buralarda bir yerlerde var.)
- Tek ya da iki kişiyseniz çok anlamı yok da, kalabalıksanız mutlaka kısır yapın. Hem acayip puan kazanırsınız, hem de kısır çok doyurucudur, çok çeşit yapmanıza gerek kalmaz.
Bir-iki kişi için anlamı yok evet, yeşillik denen şeyi taneyle satmıyorlar çünkü.
- Ama mercimekli köfte başka. Onun miktarı ayarlanabilir, içine maydonoz koymazsın olur biter.
Mercimekli köfte için, az yapacaksak misal bir küçük bardak mercimeği alıp iki bardak suyla ocağa koyduk mu. Kaynadıktan sonra altını kısalım, her şeyde olduğu gibi. O öyle kendi kendine, adeta bir macun haline gelene kadar kaynasın - bu arada ara sıra kontrol edelim, suyu az gelebilir. Ben ölçmüyorum, suyun yetmediği noktada azar azar su ekliyorum. Tabii kaynar su olacak.
Mercimekler artık eriyip macun gibi olunca, altını kapatıp, sıcakken içine mercimekten biraz daha az miktarda ince (köftelik) bulgur koyuyoruz. Eğer daha önce mercimekli köfte yapmamış ya da yapımında bulunmamışsanız, bu size garip gelebilir ama gerçek. Ben uydurmadım, yerel bir unsur da değil, evet mercimekli köftede yoğun miktarda bulgur bulunur.
Bu karışım (gerçi henüz karıştıramadık çünkü aşırı sıcak) ılıyınca sertleşiyor, biz de kendisini bir tepsiye alıp karıştırıyoruz iyice. Tabii o arada soğanı kavurmuş olmamız lazım, bol biber salçasıyla. Kimyon ve tuzunu ekleyip iyice karıştırdık mıydı, mis gibi mercimekli köfte. (Detaylı ve miktarlı tarifi, yaptığım zaman vericiim.)
- Makarnaları çeşitlendirmek mümkün. Mesela ben tavuklusunu, patlıcanlısını, ton balıklı-mısırlısını, domates-biberlisini, mantar-fesleğenlisini... her türlüsünü çok seviyorum. Makarna deyip geçmeyin, iyi bir sosla gayet başarılı bir ana yemek elde edebilirsiniz.
- Üstelik eğer fırında yaparsanız, bayağı da afili bir yemek olur. Ama onun tarifi aklımda değil, bir ara yapar anlatırım. Yanında da mesela dana biftek iyi gider.
Biftekleri sakın ha sakın dövdürmeyin. Katiyen. Dökme demir tavalarda güzel oluyor ama yoksa şart değil, yağsız teflon tavada ve üzerine tuz serperek pişirmek yeterli. Ben tercihe göre başka baharatların da eklenmesinden yanayım, mesela kekik ne kadar yakışır.
- Patates püresi ve yanına mantarlı et de pişirilebilir. Ama mantarı bir sos haline getirmekten bahsetmiyorum, o zaman işin içine krema giriyor, kremadan hoşlanmıyorum. Eti (yine dana olabilir) iri kuşbaşılar halinde, mantarla birlikte pişirelim. Mantar suyunu bırakacağından su eklemeye gerek yok, biraz yağ ekleyebiliriz. Salça ve domates eklemedim şimdi düşünürken. Ama halka biber güzel olacaktır, ah soğan işini de birkaç arpacık soğanı tüm tüm atarak halledersek... Kekik ve belki azcık fesleğen, bir de pul biber. Beybi.
- Bunun çok benzerini tavukla çok sık yapıyorum. Ama soğan hiç olmuyor, bir de mutlaka salça da ekliyorum. Bugünlerde nasıl olsa yaparım bir ara, o zaman tekrar anlatırım.
Şimdi ise, bu bahsi kapatıp, bizim öğlen karavanasında ne varsa onu yemek üzere mutfağa yollanıyorum. Allahtan yemek seçen biri değilim, yoksa hayatım iyice zorlaşacaktı.
Ama şu fırın makarna yanına biftek olayını tuttum. İyi bir kırmızı şarapla deneyeyim bunu ben, sonuçtan haberdar ederim.
Öptüm,
Göksun.
Bir evim olmasını zaten her zaman çok istemişimdir, ama o evin mutfağı çok önemli. Mutfağında yemek yenebilen - ve tabii ki yapılabilen- dolapları yeterli, tezgahı geniş, dışarıyı gören bir penceresi olan, çalışırken daralmayacağım bir mutfak istiyorum. Bir de, mutlaka ama mutlaka, bir bulaşık makinesi. Of şimdi kendi mutfağımı düşününce bile içim sıkıldı. Şöyle izah edeyim, beş kilo alsam ben o mutfağa giremem. Siz daha benden yemek bekleyin.
Yine isyan noktasındayım. Canım günlerdir yemek yapmak istiyor, ama bütün gününü motivasyonsuzluk içinde geçirip akşam 7'de evde oluyorsan yemek filan yapasın da kalmıyor. Onun yerine, "bi halt olamadım lan ben, 'işte budur' diyebileceğim bir tencere dolma bile yapabilmiş değilim" diye bunalıma girip domatesli makarna yiyorsun. E gerizekalı, madem bişey yapamamaktan şikayetçisin, bunun çözümü yapmamaya devam edip koltukta pineklemek midir? Eh, saçma ama durum böyle.
"Hm peki acaba yapabilecek olsaydım, akşam da 7'de değil misal 6.30'da evde olabilseydim, hem kolay hem güzel ne yapardım?" diye düşünüyorum. Yapamıyorsam da düşünmek hoşuma gidiyor. Şöyle şeyler buldum:
- Bin yıldır filan güveç alasım var. Hem normal tencere gibi olanlardan, hem de "fırın sütlaç" boyu olanlardan. Zaten bir güveç aldın mıydı gerisi geliyor. Mesela, tek ya da iki kişi yaşıyorsanız, porsiyonluk patlıcan güveçler yapılabilir.
El alta mısırözü yağımızı döküverelim, tahminen bir çorba kaşığı yetecektir. Biber salçasını ekleyip karıştıralım, üzerine kuzu kuşbaşımızı ekleyelim. Üzerine domates biber patlıcan, 1-2 diş sarımsak, tuz karabiber, hoop fırına. Dünyanın en leziz kolay yemeği budur.
* Bunu isterseniz, kuşbaşı yerine kıyma ve küp yerine yuvarlak patlıcan dilimleri kullanarak hafif bir patlıcan oturtma yapabilirsiniz. Kıymayla patlıcan arasına soğan da eklemek lazım.
* Üşenmezseniz ve hafif olmasını da istemezseniz, kıymayı önceden soğanla kavurup, yuvarlak patlıcan dilimlerini de azcık kızartır gibi yapıp öyle pişirin.
- Güveç olsun olmasın, patlıcan konusunda şöyle şeyler de mümkün,
* Patlıcanı bir bütün halinde, olduğu gibi fırına atın. O şekilde közlensin. (Bunun teorik olarak mümkün ve uygulanmakta olduğunu biliyorum ama pratik yapmadım, çünkü şu yaşa geldim ama hala fırınım yok!)
Onlar közlenedururken, siz isterseniz kuşbaşı, isterseniz kıyma, isterseniz de tavuk kavurun. Her defasında tekrar etmek ne kadar gerekli bilmiyorum ama, kırmızı etler (aksi belirtilmedikçe) hep kuzu, tavuklar da (yine aksi belirtilmedikçe) hep ızgara tava.
Eti kavururken, içine yeşil ya da kapya biber koyabilirsiniz. Etiniz eğer kırmızıysa soğan ve domates güzel olacaktır, tabii beyazla da olabilir ama bence kırmızıya daha çok yakışıyor. Kekik ve karabiber tüm etlerde banko, fakat tavuk pişiriyorsanız kimyon da güzel olacaktır. (Kimyon ve patlıcan ne alaka gibi durabilir ama bence kimyonun her durumda gideri var.)
Patlıcanları fırından aldıktan sonra, isterseniz, biliyorsanız ve becerikliyseniz onu adeta bir "hünkar beğendi patlıcanı" gibi yapmak sizin elinizde. Ben yapmazdım. Olduğu gibi, soyup tuzlayıp, etini üzerine koyup öyle yemeyi hayal ediyorum.
* Eğer işin içine yine bir güveç katmak isterseniz, yine bunu küçük porsiyonlar halinde güveçlere paylaştırıp birazcık da fırında tutabilirsiniz. Yazın fırında güveç işi yaş da (çünkü soğumuyor) kışın iyi fikir.
* Bir de, kendimizi patlıcan kebap yapar gibi düşünelim. Köfte-patlıcan sırasını borcama ya da yüksek kenarı ve dar bir fırın tepsisine dizelim. Üzeri için, yemeğin miktarına uygun olacak kadar suyu bardağa alıp, o suya salça ve yağ karıştırıp, üzerinde gezdirelim. Yine tuz sarımsak karabiber, olaylar gelişsin.
- Güveç konusunda son olarak, karides güveç var. Çok deli sevdiğim bir şey ama yapılışını görmedim. İçimden bir ses, karides, salça, yağ, domates, baharat, biber ve sarımsağın hepsini güvece koy, ver coşkuyu diyor. Denersem anlatırım.
- Annem bir kere borcama ince halkalar halinde patlıcan, kabak ve patates dizdi, üstüne azıcık yağ gezdirip öylece fırına sürdü. Muhteşem bir şey oldu, üzerine sarımsaklı yoğurt ya da şakşuka sosuyla.
- Bir arkadaşım da, yine borcama karnıbahar ve brokoli koyup, üzerine beşamel sos dökerek fırında pişirmişti. Karnıbahardan öyle bir lezzet beklemezdim.
- Börek yapabiliriz, ister tavada ister fırında. Sistem aynı, yani ben tavada yaparken de aynı sistemi uyguluyorum. Bir kat yufka, araya yağlı sütlü karışım, tekrar yufka vs. Asıl fark, ancak içinde mümkün.
Mesela patlıcanlı börek muhteşem bir şey, yemediyseniz kayıptasınız. Sosisli-mantarlı olabilir. Hatta, mantarı küçük küçük doğrayıp kapya biberle karıştırarak pişirince çok güzel bir harç oluyor. Bunu Anda'yla yapmıştık ama içine soğan koyup koymadığımızı hatırlamıyorum. Sonracığıma, patatesli-kıymalı börek de iyidir, üstelik içini çiğden koyabiliyoruz. Patatesleri tavla zarı boyutunda doğrayalım, soğanlar da iyice küçük olsun, karabiberli kıymayla karıştırıp yufkanın içine.
Bir de, lor peynir-taze soğan bir börek içi için muhteşem bir fikir. Yaptım, biliyorum, inanılmaz oluyor. Hatta birinde abartıp yeşil zeytin de doğramıştım ve onu da çok sevmiştim ama siz bana bakmayın, yeşil zeytine gereksiz bir tutkuyla bağlı biriyim ben.
- Eğer dolmayı annenizin tarifine birebir uyarak yaptığınız halde yine de o kadar güzel olmuyorsa, sebzelerin içini tam dolduramıyor olabilirsiniz. Aman pirinç şişip de taşmasın diyerek sebzelerin içini gevşek tutmayı abartırsanız, o dolma güzel olmuyor. Benim hatam bu evet, ama bu hatayı yapmamayı denemek için vaktim ya da enerjim olmadı şimdiye kadar. (Tarifi buralarda bir yerlerde var.)
- Tek ya da iki kişiyseniz çok anlamı yok da, kalabalıksanız mutlaka kısır yapın. Hem acayip puan kazanırsınız, hem de kısır çok doyurucudur, çok çeşit yapmanıza gerek kalmaz.
Bir-iki kişi için anlamı yok evet, yeşillik denen şeyi taneyle satmıyorlar çünkü.
- Ama mercimekli köfte başka. Onun miktarı ayarlanabilir, içine maydonoz koymazsın olur biter.
Mercimekli köfte için, az yapacaksak misal bir küçük bardak mercimeği alıp iki bardak suyla ocağa koyduk mu. Kaynadıktan sonra altını kısalım, her şeyde olduğu gibi. O öyle kendi kendine, adeta bir macun haline gelene kadar kaynasın - bu arada ara sıra kontrol edelim, suyu az gelebilir. Ben ölçmüyorum, suyun yetmediği noktada azar azar su ekliyorum. Tabii kaynar su olacak.
Mercimekler artık eriyip macun gibi olunca, altını kapatıp, sıcakken içine mercimekten biraz daha az miktarda ince (köftelik) bulgur koyuyoruz. Eğer daha önce mercimekli köfte yapmamış ya da yapımında bulunmamışsanız, bu size garip gelebilir ama gerçek. Ben uydurmadım, yerel bir unsur da değil, evet mercimekli köftede yoğun miktarda bulgur bulunur.
Bu karışım (gerçi henüz karıştıramadık çünkü aşırı sıcak) ılıyınca sertleşiyor, biz de kendisini bir tepsiye alıp karıştırıyoruz iyice. Tabii o arada soğanı kavurmuş olmamız lazım, bol biber salçasıyla. Kimyon ve tuzunu ekleyip iyice karıştırdık mıydı, mis gibi mercimekli köfte. (Detaylı ve miktarlı tarifi, yaptığım zaman vericiim.)
- Makarnaları çeşitlendirmek mümkün. Mesela ben tavuklusunu, patlıcanlısını, ton balıklı-mısırlısını, domates-biberlisini, mantar-fesleğenlisini... her türlüsünü çok seviyorum. Makarna deyip geçmeyin, iyi bir sosla gayet başarılı bir ana yemek elde edebilirsiniz.
- Üstelik eğer fırında yaparsanız, bayağı da afili bir yemek olur. Ama onun tarifi aklımda değil, bir ara yapar anlatırım. Yanında da mesela dana biftek iyi gider.
Biftekleri sakın ha sakın dövdürmeyin. Katiyen. Dökme demir tavalarda güzel oluyor ama yoksa şart değil, yağsız teflon tavada ve üzerine tuz serperek pişirmek yeterli. Ben tercihe göre başka baharatların da eklenmesinden yanayım, mesela kekik ne kadar yakışır.
- Patates püresi ve yanına mantarlı et de pişirilebilir. Ama mantarı bir sos haline getirmekten bahsetmiyorum, o zaman işin içine krema giriyor, kremadan hoşlanmıyorum. Eti (yine dana olabilir) iri kuşbaşılar halinde, mantarla birlikte pişirelim. Mantar suyunu bırakacağından su eklemeye gerek yok, biraz yağ ekleyebiliriz. Salça ve domates eklemedim şimdi düşünürken. Ama halka biber güzel olacaktır, ah soğan işini de birkaç arpacık soğanı tüm tüm atarak halledersek... Kekik ve belki azcık fesleğen, bir de pul biber. Beybi.
- Bunun çok benzerini tavukla çok sık yapıyorum. Ama soğan hiç olmuyor, bir de mutlaka salça da ekliyorum. Bugünlerde nasıl olsa yaparım bir ara, o zaman tekrar anlatırım.
Şimdi ise, bu bahsi kapatıp, bizim öğlen karavanasında ne varsa onu yemek üzere mutfağa yollanıyorum. Allahtan yemek seçen biri değilim, yoksa hayatım iyice zorlaşacaktı.
Ama şu fırın makarna yanına biftek olayını tuttum. İyi bir kırmızı şarapla deneyeyim bunu ben, sonuçtan haberdar ederim.
Öptüm,
Göksun.
Etiketler:
bekar ve tembel,
fırın yemekleri,
güveç,
karides,
kırmızı et,
kız tavlama yemekleri,
kolay yemekler,
köfte,
makarna,
mantar,
mercimekli köfte,
patlıcan,
tavuk,
yufka
22 Mayıs 2012 Salı
Çubuk makarna değil spagetti; parmesan değil eski kaşar.
Feysbuk'ta bunun geyiğini çok yaptım, görmüş olanlara bininci posta olacak... Ama yapacak bir şey yok, bu işin hikayesi bu.
Bir süredir canım çok feci makarna istiyor tamam mı. Pazar günü de, Engin ve Özlem'le Moda'da kitap filan okuduk, "Ahah çok enteliz olm" geyiği yaparken "Hah" dedim, "Madem öyle, ben bu makarnayı asortik yapayım..." Biliyorsunuz, entel olmak için makarnayı İtalyanca adıyla çağırmak şart. Ve öyle üstüne domates doğrayıp yiyemiyorsunuz, illa bir Napoliten'lik gerekiyor.
Knorr'un hazır soslarından mı alsam derken, kendim yapayım dedim. Özlem aklıma fesleğen ve sarımsak tozunu soktu. Ben o arada parmesan düşünedurdum. Derken tavuk da mı atsam içine dedim. Başladım aklımda makarna evirip çevirmeye... Krema da ekleyeyim, yoksa mantarlı mı yapsam, bir şeyler...
Yalnız bu entel makarnası yapma işi zormuş hanımlar beyler. Akşamın 9 küsüründe, Moda'nın dibinden te Çarşı içindeki Migros'a kadar parmesan aradım. Çarşı'da buldum ama bulmaz olaydım, en az 100 gr'lık satılıyor, o da 25 lira! Şakaysa hiç komik değil, gerçekse feci trajik. Ben de ne yapayım, gittim Migros eski kaşar aldım. Entelliğim anca buna yetiyormuş. (Ben normalde eski kaşar sevmezdim ama Migros'unki çok güzel. Yalnız Trakya olanını henüz denemedim bilmiyorum.)
Derken, baktım saat neredeyse 10. O saatten sınra kim uğraşacak da makarna yiyecek, öeh dedim, biz enteller bu saatleri hafif şeylerle geçiştiririz... O parmesanı da organik değil diye almadım zaten.
Ertesi gün, işten gelir gelmez kendimi mutfağa attım ve makarnayı ayrı, tavuğu ayrı pişirdim.
Makarna kısmı şöyle:
- 1 paket Pastavilla spagetti (Aslında özeneceğim şeyleri yaparken Barilla kullanıyorum ama markette hep kalını kalmıştı.)
- 4 tatlı kaşığı sarımsak sosu (İlk defa kullandığım için azar azar ekledim, ölçü o yüzden tatlı kaşığı)
- 1 su bardağı Migros eski kaşar
- 1 paket mantar
- 1 kutu hazır krema (Sırf en ucuzu olduğu için Ülker aldım, diğer markaları bilmediğim için lezzet kıyaslaması yapamayacağım.)
Kaynayan makarna suyuna tuz eklerken elimizi korkak alıştırmayalım. İki tatlı kaşığı filan attım ben, yoksa spagetti mutlaka yapışıyor. Azıcık da yağ ekledim.
Makarna haşlanırken, yan ocağa mantarları koydum. Mantar çok sulanan bir şey, o yüzden ekstra su eklemek yanlış olur. Doğrayıp, üstüne çok azcık zeytinyağı döküp ocakta bıraktım.
O arada makarna suyunu çekti, süzdüm, üstüne çok su gezdirmeyip bolca havalandırdım. Aslında hiç gezdirmemek gerekiyor diyorlar ama ben ona cesaret edemiyorum.
Mantar suyunu çekince ise, krema kullanmayı bilmediğim için, "şimdi hemen eklersem belki kesilir mi ki..." diye düşünerek ocaktan alıp biraz soğumasını bekledim. O arada, 4 tatlı kaşığı sarımsak sosunu karıştırdım.
Beş dakika sonra filan, yavaş yavaş ekledim kremayı. "Acaba bir kutu çok mu olur" diye düşündüm ama çok olmuyormuş, hatta eğer siz belirgin kremadan hoşlanıyorsanız az bile kalıyor. Ben kremanın fazlasını sevmem.
Sonra da, robottan geçirip un gibi bir hale getirmiş olduğum eski kaşarı koydum üstüne, karıştırdım. Makarna kısmını böylece başarıyla halletmiş olduk. Aslında niyetim fesleğen de eklemekti ama aramızda sevmeyenler var, o yüzden "yerken üstüne dökerim" diye düşündüm. Öyle de gayet güzel oldu.
Tavuk ise, daha da kolay.
Ben tavuğun göğsünü kullanmıyorum, hatta o göğsün adını verdiği tatlı dışında bir kullanım alanı olması gerektiğini bile düşünmüyorum. Anca kandırıkçı restoranlar kullansın onu. Kupkuru tavuk göğsünü getirip bir de ona pahalı yemekmiş muamelesi yapıyorlar. İçine bir şeyler sarmalar filan... Göğüs lan o, kuru et, şekilli olsun diye içine sardığın ıspanak bunu değiştirmiyor.
Neyse sakin olalım... Ben hep ızgara tava alırım. Onu yıkarım, teflon tencereye su eklemeksizin koyarım. Orta ateşte, suyunu çekmesini beklerim.
O arada, bir kasenin içine sıvıyağ koyarım. İçine biber salçası karıştırırım. (Dün bir dolu tatlı kaşığı kullandım.) Tuz, karabiber, pul biber, kimyon ve kekik eklerim. O öyle, fantastik bir sos haline gelir.
Tavuk suyunu çekince de, bu sosu üzerine dökerim. Baharatlı yağda biraz daha pişer tavuk. Bir süre sonra tavukları ters çeviririm ki, öbür tarafları da bu sostan nasibini alsın.
İşte böyle. Bence gayet güzel oldu. Fotoğraf sizi yanıltmasın. Bu arada, Google Görseller'de "kremalı mantarlı makarna" diye aratınca çıkan sonuçlara bir baktım da, aslında bayağı güzelmiş benim fotoğraf...
Parmesanımız yoksa da, mangal gibi yüreğimiz var.
Bir süredir canım çok feci makarna istiyor tamam mı. Pazar günü de, Engin ve Özlem'le Moda'da kitap filan okuduk, "Ahah çok enteliz olm" geyiği yaparken "Hah" dedim, "Madem öyle, ben bu makarnayı asortik yapayım..." Biliyorsunuz, entel olmak için makarnayı İtalyanca adıyla çağırmak şart. Ve öyle üstüne domates doğrayıp yiyemiyorsunuz, illa bir Napoliten'lik gerekiyor.
Knorr'un hazır soslarından mı alsam derken, kendim yapayım dedim. Özlem aklıma fesleğen ve sarımsak tozunu soktu. Ben o arada parmesan düşünedurdum. Derken tavuk da mı atsam içine dedim. Başladım aklımda makarna evirip çevirmeye... Krema da ekleyeyim, yoksa mantarlı mı yapsam, bir şeyler...
Yalnız bu entel makarnası yapma işi zormuş hanımlar beyler. Akşamın 9 küsüründe, Moda'nın dibinden te Çarşı içindeki Migros'a kadar parmesan aradım. Çarşı'da buldum ama bulmaz olaydım, en az 100 gr'lık satılıyor, o da 25 lira! Şakaysa hiç komik değil, gerçekse feci trajik. Ben de ne yapayım, gittim Migros eski kaşar aldım. Entelliğim anca buna yetiyormuş. (Ben normalde eski kaşar sevmezdim ama Migros'unki çok güzel. Yalnız Trakya olanını henüz denemedim bilmiyorum.)
Derken, baktım saat neredeyse 10. O saatten sınra kim uğraşacak da makarna yiyecek, öeh dedim, biz enteller bu saatleri hafif şeylerle geçiştiririz... O parmesanı da organik değil diye almadım zaten.
Ertesi gün, işten gelir gelmez kendimi mutfağa attım ve makarnayı ayrı, tavuğu ayrı pişirdim.
![]() |
| Eski köye yeni adet... |
- 1 paket Pastavilla spagetti (Aslında özeneceğim şeyleri yaparken Barilla kullanıyorum ama markette hep kalını kalmıştı.)
- 4 tatlı kaşığı sarımsak sosu (İlk defa kullandığım için azar azar ekledim, ölçü o yüzden tatlı kaşığı)
- 1 su bardağı Migros eski kaşar
- 1 paket mantar
- 1 kutu hazır krema (Sırf en ucuzu olduğu için Ülker aldım, diğer markaları bilmediğim için lezzet kıyaslaması yapamayacağım.)
Kaynayan makarna suyuna tuz eklerken elimizi korkak alıştırmayalım. İki tatlı kaşığı filan attım ben, yoksa spagetti mutlaka yapışıyor. Azıcık da yağ ekledim.
Makarna haşlanırken, yan ocağa mantarları koydum. Mantar çok sulanan bir şey, o yüzden ekstra su eklemek yanlış olur. Doğrayıp, üstüne çok azcık zeytinyağı döküp ocakta bıraktım.
O arada makarna suyunu çekti, süzdüm, üstüne çok su gezdirmeyip bolca havalandırdım. Aslında hiç gezdirmemek gerekiyor diyorlar ama ben ona cesaret edemiyorum.
Mantar suyunu çekince ise, krema kullanmayı bilmediğim için, "şimdi hemen eklersem belki kesilir mi ki..." diye düşünerek ocaktan alıp biraz soğumasını bekledim. O arada, 4 tatlı kaşığı sarımsak sosunu karıştırdım.
Beş dakika sonra filan, yavaş yavaş ekledim kremayı. "Acaba bir kutu çok mu olur" diye düşündüm ama çok olmuyormuş, hatta eğer siz belirgin kremadan hoşlanıyorsanız az bile kalıyor. Ben kremanın fazlasını sevmem.
Sonra da, robottan geçirip un gibi bir hale getirmiş olduğum eski kaşarı koydum üstüne, karıştırdım. Makarna kısmını böylece başarıyla halletmiş olduk. Aslında niyetim fesleğen de eklemekti ama aramızda sevmeyenler var, o yüzden "yerken üstüne dökerim" diye düşündüm. Öyle de gayet güzel oldu.
Ben tavuğun göğsünü kullanmıyorum, hatta o göğsün adını verdiği tatlı dışında bir kullanım alanı olması gerektiğini bile düşünmüyorum. Anca kandırıkçı restoranlar kullansın onu. Kupkuru tavuk göğsünü getirip bir de ona pahalı yemekmiş muamelesi yapıyorlar. İçine bir şeyler sarmalar filan... Göğüs lan o, kuru et, şekilli olsun diye içine sardığın ıspanak bunu değiştirmiyor.
Neyse sakin olalım... Ben hep ızgara tava alırım. Onu yıkarım, teflon tencereye su eklemeksizin koyarım. Orta ateşte, suyunu çekmesini beklerim.
O arada, bir kasenin içine sıvıyağ koyarım. İçine biber salçası karıştırırım. (Dün bir dolu tatlı kaşığı kullandım.) Tuz, karabiber, pul biber, kimyon ve kekik eklerim. O öyle, fantastik bir sos haline gelir.
Tavuk suyunu çekince de, bu sosu üzerine dökerim. Baharatlı yağda biraz daha pişer tavuk. Bir süre sonra tavukları ters çeviririm ki, öbür tarafları da bu sostan nasibini alsın.
İşte böyle. Bence gayet güzel oldu. Fotoğraf sizi yanıltmasın. Bu arada, Google Görseller'de "kremalı mantarlı makarna" diye aratınca çıkan sonuçlara bir baktım da, aslında bayağı güzelmiş benim fotoğraf...
Parmesanımız yoksa da, mangal gibi yüreğimiz var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
