7 Ocak 2013 Pazartesi
Moda Dodo: Kral çok feci çıplak!
Moda Çay Bahçesi'ne giderken sağda Dodo diye bir kafe var ya, genelde kahvaltıyla anılır. Hah işte o kahvaltı hakkında söyleyeceklerim var. Buyrun sitesini verelim: http://www.dodomoda.com/index.php
Önce iyi taraflarından bahsedelim...
- Kahvaltıda yiyeceklerimizi seçebiliyor olmamız güzel görünüyor ama bu konuda yine de şüphelerim var. Aşağıda bahsettim.
- Gelen ürünler gerçekten lezzetli.
- Öyle yarım çeyrek lokma değil, bayağı "dilim" koyuyorlar. Geçen hafta gittik, bir tulum peyniri dilimi koymuşlar, maşallah dedim. Keza diğer peynirler, jambon filan, kalın hep.
- Her zaman kalabalık, o yüzden de kendinizi iyi ve tercihe değer bir yere gelmiş gibi hissediyorsunuz. Fakat ben bu hissin pek gerçekçi olmadığını düşünüyorum artık.
Zira:
- Evet kahvaltıda yiyeceklerimizi seçebilmek güzel. Fakat o zaman da, anlamsızca pahalıya geliyor. Kişi başı - mesela- 15 lira verecekseniz, evde yaptığınız kahvaltıdan pek de farkı yok aslında. Üstelik de eminim evdeki çayınız daha güzel olacaktır.
Beltur sevimsiz bir yer ve Moda İskelesi'nin Beltur olması mesela benim içimi acıtıyor. Fakat bu konuya takılmayacak biriyseniz, Dodo'ya 15 lira vermek yerine Beltur'a 17.5 lira vermek çok daha mantıklı. Denizin dibinde olacaksınız üstelik, mis. (Bu arada 17.5 liralık bir tabak Dodo'da da var ama buranın tek sorunu 2.5 lira olmadığından...)
- Şimdi "Ama Beltur'un 17.5 lirasında sadece iki çay var" demeyin. Çünkü arkadaşlar, Dodo'da zaten ikiden fazla çay içemiyorsunuz. Yok yani, adamlarda servis, çay getirme, kahvaltıya gelen insanın çay isteyebileceği, kafasını kaldırıp insanlar bir şey istiyor mu diye bakma... gibi algılar yok. Belki çalışan sayısı az geliyordur bilmiyorum ama ben 4 yıldır Moda'dayım, buraya her sene birkaç kere gitmişimdir, ı ıh, zerre ilerleme yok. Bir çay söylediğiniz zaman on kere daha söylemeniz ya da o çayı tamamen unutmanız gerekiyor.
Birinde artık dayanamayıp bardağımı alıp içeri gittim, "Siz getirmiyorsunuz ben alayım bari" diyerek. "Biz getiririz" diye beni masama gönderdiler, çay yine ben diyeyim 3 sen de 5 saat sonra geldi.
- Artı, bu sanırım yandaki kafelerde de böyle ama, çayı termosla dağıtmak ne abi, o ne öyle ya buz gibi? Bir de bulanık zaten.
- Çay bardağının değiştirilmemesinden rahatsız oluyorum. Buna lütfen "gereksiz hastalık" gözüyle bakmayın, siz olmuyor musunuz gerçekten? Kahvaltım bitmiş, tatlımı tuzlumu yemişim üzerine keyif çayımı içicem, fakat o da nesi, bardağımın her tarafı yağ olmuş. Sevmiyorum, ben kendi evimde bile aynı bardağı üç kere kullanmam. Zaten o çayla da ne keyfi Allahını seversen ya.
Hayır maliyet peşindeler desen, bir kere iki peynir üç domatese 15 lira alarak maliyeti on kere çıkarıyorlardır zaten. Musluk suyuyla demlenen çayı hep aynı bardakta sunacağına, iki zeytin eksik koy. Bari bir çay kaşığı koyun abicim, karıştırma çubuğu veriyorlar bir de, kafe değil okul kantini mübarek.
"Hala aynı değildir herhalde ya, olamaz yani, olmamalı..." diye düşünerek, 1 Ocak günü yine buraya gittik. Son oldu.
Eğer 15-20 lirayı ille verecekseniz, benim evde halihazırda tulum peyniri, ezine, normal beyaz peynir, domates, biber, yeşil zeytin, tereyağı, petekli bal ve demleme çay var. Jambon filan da alırım. İstediğiniz omleti de yaparım.
Ama yine de büyüklük bende kalsın, kahvaltıya gelenden tek beklediğimiz Türk kahvesi yapması ve yanında yemelik küçük ekler getirmesi. Siz daha Dodo'ya gidin.
Çok sevgiler,
Göksun.
9 Aralık 2012 Pazar
İş Kanunu çerçevesinde pizzaya banma hakkı
Sevgili bekarlar, yemek yapmaya vakti olmayanlar, beceriksizliklerine bakmadan hatunu yemekle etkilemenin peşinde olanlar, yemekle uğraşmaktan hoşlanmayanlar ve diğerleri... Bir "tembel işi" yemeğimizle daha karşınızdayız.
Önce, her zamanki gibi, günlük mutfağa girme hikayemizi paylaşalım. Benimki biraz Yeşim Hoca'ya inattan oldu; kendisi eminim beni çok iyi tanıyordur (!) tabii o ayrı. Geçen derste, "doktora öğrencisisiniz, tabii ki başka hayatınız olmayacak ve gerekirse işi de bırakacaksınız, benim bu konuda acımam yoktur" benzeri ifadeler kullandı - özellikle acıma kısmı yüzde yüz gerçek. Bense o arada içimden, "O zaman üniversite bize de kadro versin Allah Allah, çalışmak zorunda değildim de ben kendime bu zorluğu keyfimden mi yaşatıyorum!" diye düşündüm. Ayrıca, ben tek yönlü biri olmaktan ölesiye korkarım. Olmayacak işler olsa ve ben dünyanın en parmakla gösterilen tezini bile yazsam, eğer dünyadan kopmuşsam, bitirdikten sonra o tezi anmak bile bana zûl gelir.
Sabahtan beri ders çalışıyorum, içim dışım kıdem tazminatı oldu. Fakat madem bende "akademi kumaşı" yok, bari biraz da yemek yapalım. Günün birinde "Kitap yazdım da ben, öhm..." diye gezinmeyi bilirken, mutfak konusunda söyleyecek şeylerimiz de olsun.
Pratik ve lezzetli olsun diyerekten, fırında mantarlı-kaşarlı bir şeyler yaptım, adını da (şu an) "banmalı pizza" koydum. Pizzanın hamuru yok ama içeriği var.
Eğer firınınız varsa, borcamınız da vardır. Yoksa, A101'de şu günlerde 4-5 liraya satılıyor, tükenmeden alın. Aslında güveç olsa tabii ki daha iyi ama elimin altında borcam vardı.
- Bir paket mantarı alıp yıkayalım. Soymaya gerek yok, uzun uzun dilimleyelim. Borcama koyalım.
- Bir kalem sucuk kullanacağız. (Kalem mi deniyor, ne deniyor o tek parçaya?) Markası tercihinize kalmış. Baharatlı seviyorsanız ve "Hem güzel hem ucuz hem de gerçek sucuğu nereden bulalım" derseniz, ben -yine- A101'deki Danet markalı ve üzerinde "evlik" yazan sucuğu kullanıyorum. Tabii ki bir Apikoğlu, bir Cumhuriyet filan değil, fakat Polonez, Maret, Pınar gibi markalardan ve diğer market ürünlerinden bence daha güzel. (Hayır, A101'den para almıyorum, sadece denk geldi.)
Sucuklarımızı halka halka doğrayıp sonra o halkaları yarımay yapalım. Mantarların üzerine dizelim.
- İki orta boy domatesi soyup küçük küçük doğrayıp üzerine yayalım. Yalnız ben domatesleri doğrarken illa ki yediğim için, aslında iki küçük domates kadar da olabilir o, bilemiyorum. Özetle, domatessiz yer kalmasın yani.
- Bir çarliston biber bir de kırmızı kapya biberi ince ince doğrayıp, karıştırıp, domateslerin üstüne yayalım.
- Üzerine kaşar rendeleyelim. Evde dilimli kaşar vardı, 5 dilimini küçük küçük doğrayıp gezdirdim ama az geldi. Miktarı size kalmış.
- Üzerine çok az ayçiçek yağı gezdirdim. Şöööyle, salataya koklatır gibi. Çünkü bence tereyağı daha önemli, ama ondan da çok az kalmıştı. Parmağın bir boğumu filan kadardır en fazla, işte o kadar tereyağını dilimleyip kaşarların üzerine yerleştirdim. Eğer olsaydı iki boğumdan aşağı koymazdım.
- Tuz atmayı unutmakla iyi etmemişim, buralarda bir yerde üzerine tuz da gezdirmek lazım. Karabiber de olur, seviyorsanız.
- 180 derecelik fırında (fırını önceden ısıtmamıştım) 30 dakika. Çıkarınca ister çatalınızla kibar kibar, ister ekmeğinizle bandıra bandıra yiyin. Fazla sulu olmuyor ama banılacak kadar var.
Perfecto!
Afiyet olsun :)
*
Not: Bu içeriği unutmayın. Onu da sonra anlatırım :)
Önce, her zamanki gibi, günlük mutfağa girme hikayemizi paylaşalım. Benimki biraz Yeşim Hoca'ya inattan oldu; kendisi eminim beni çok iyi tanıyordur (!) tabii o ayrı. Geçen derste, "doktora öğrencisisiniz, tabii ki başka hayatınız olmayacak ve gerekirse işi de bırakacaksınız, benim bu konuda acımam yoktur" benzeri ifadeler kullandı - özellikle acıma kısmı yüzde yüz gerçek. Bense o arada içimden, "O zaman üniversite bize de kadro versin Allah Allah, çalışmak zorunda değildim de ben kendime bu zorluğu keyfimden mi yaşatıyorum!" diye düşündüm. Ayrıca, ben tek yönlü biri olmaktan ölesiye korkarım. Olmayacak işler olsa ve ben dünyanın en parmakla gösterilen tezini bile yazsam, eğer dünyadan kopmuşsam, bitirdikten sonra o tezi anmak bile bana zûl gelir.
Sabahtan beri ders çalışıyorum, içim dışım kıdem tazminatı oldu. Fakat madem bende "akademi kumaşı" yok, bari biraz da yemek yapalım. Günün birinde "Kitap yazdım da ben, öhm..." diye gezinmeyi bilirken, mutfak konusunda söyleyecek şeylerimiz de olsun.
Pratik ve lezzetli olsun diyerekten, fırında mantarlı-kaşarlı bir şeyler yaptım, adını da (şu an) "banmalı pizza" koydum. Pizzanın hamuru yok ama içeriği var.
Eğer firınınız varsa, borcamınız da vardır. Yoksa, A101'de şu günlerde 4-5 liraya satılıyor, tükenmeden alın. Aslında güveç olsa tabii ki daha iyi ama elimin altında borcam vardı.
- Bir paket mantarı alıp yıkayalım. Soymaya gerek yok, uzun uzun dilimleyelim. Borcama koyalım.
- Bir kalem sucuk kullanacağız. (Kalem mi deniyor, ne deniyor o tek parçaya?) Markası tercihinize kalmış. Baharatlı seviyorsanız ve "Hem güzel hem ucuz hem de gerçek sucuğu nereden bulalım" derseniz, ben -yine- A101'deki Danet markalı ve üzerinde "evlik" yazan sucuğu kullanıyorum. Tabii ki bir Apikoğlu, bir Cumhuriyet filan değil, fakat Polonez, Maret, Pınar gibi markalardan ve diğer market ürünlerinden bence daha güzel. (Hayır, A101'den para almıyorum, sadece denk geldi.)
Sucuklarımızı halka halka doğrayıp sonra o halkaları yarımay yapalım. Mantarların üzerine dizelim.
- İki orta boy domatesi soyup küçük küçük doğrayıp üzerine yayalım. Yalnız ben domatesleri doğrarken illa ki yediğim için, aslında iki küçük domates kadar da olabilir o, bilemiyorum. Özetle, domatessiz yer kalmasın yani.
- Bir çarliston biber bir de kırmızı kapya biberi ince ince doğrayıp, karıştırıp, domateslerin üstüne yayalım.
- Üzerine kaşar rendeleyelim. Evde dilimli kaşar vardı, 5 dilimini küçük küçük doğrayıp gezdirdim ama az geldi. Miktarı size kalmış.
- Üzerine çok az ayçiçek yağı gezdirdim. Şöööyle, salataya koklatır gibi. Çünkü bence tereyağı daha önemli, ama ondan da çok az kalmıştı. Parmağın bir boğumu filan kadardır en fazla, işte o kadar tereyağını dilimleyip kaşarların üzerine yerleştirdim. Eğer olsaydı iki boğumdan aşağı koymazdım.
- Tuz atmayı unutmakla iyi etmemişim, buralarda bir yerde üzerine tuz da gezdirmek lazım. Karabiber de olur, seviyorsanız.
- 180 derecelik fırında (fırını önceden ısıtmamıştım) 30 dakika. Çıkarınca ister çatalınızla kibar kibar, ister ekmeğinizle bandıra bandıra yiyin. Fazla sulu olmuyor ama banılacak kadar var.
Perfecto!
Afiyet olsun :)
*
Not: Bu içeriği unutmayın. Onu da sonra anlatırım :)
Etiketler:
bekar ve tembel,
fırın yemekleri,
kolay yemekler,
mantar,
sucuk
12 Kasım 2012 Pazartesi
Yaşasın tembellik, yaşasın tavuk. (B&T 4)
Yaşasın tembellik, yaşasın tembellere de leziz yemekler yeme imkanı veren tüketim toplumu!
Saat 18:50. Fırını 200 dereceye getirin, o ısınadursun.
Eğer tavuğunuz hem leziz hem de kemiksiz olsun istiyorsanız, bunu kaç yüzüncü söyleyişim bilemiyorum, üzerinde "ızgara tava" yazan paketi alıyorsunuz. Genelde yaklaşık 1 kiloluk kutularda satıyorlar, tek kişiyseniz 3 pişirimlik tavuk demektir bu. Kalan kısmı buzdolabı poşetiyle buzluğa attınız mıydı, bir ay içinde iki kere daha tavuk yemeği cepte.
Bak mesela bu da tembellik. But niye almıyorsun, kemikli çünkü. Allah'ım ölümüm tembellikten olacak. Yalnız bu arada, eğer yemekle kız tavlama niyetindeyseniz bence siz de bundan alın. Hem kızı kemikle uğraştırmayın, hem siz "butu çatal-bıçakla yemeye kasıcam" diye rezil kepaze olmayın, hem de "kolaylık bilen pratik adam" olun. Bu üçüncüsü çok önemli.
| Ben acılısını aldım, o kadar da acı değildi. |
Bu harç paketinin içinden, fırın torbası da çıkacak. Tavuklarınızı o torbaya koyup ağzını yine içinden çıkan şeyle kapatın. Poşeti fırına koyma şeklinize göre, yukarıda kalacak şekilde birkaç delik açın. Kürdanla mesela. "Yarmayın" yani.
Saat 18:57 - and the tavuk goes to fırın.
19:45 - oouvvv beybi. Ultra kolay, feci lezzetli. Öyle kolay ki, bunu masaya koyup "yemek yaptım" demek, resmen dalga geçmek gibi. Ama, bir de yanında makarnayla, nasıl da leziz <3
*
güncelleme: yukarıda bahsettğim çeşni, fotoğrafta görünmüyor. dün markette ondan kalmamıştı, "mangal lezzeti" yazandan aldım. pek tavsiye edemiyorum... "toprak yiyormuş" hissi verdi çünkü hem tadı hem kokusuyla.
bu sefer, tavuk poşetinin içine mantar ve patates de ekledim. tam kıvamında piştiler, kıvamları harika oldu. ama işte çeşni tam olmayınca... aynı poşeti acılıyla denerseniz, mangallısından daha güzel olacaktır.
afiyet olsun :)
Etiketler:
bekar ve tembel,
fırın yemekleri,
kız tavlama yemekleri,
kolay yemekler,
tavuk
23 Ekim 2012 Salı
Biraz deniz, biraz turşu...
Merhaba arkadaşlar,
Haftalardır bekledim bekledim, turşu işini anlatmayı on dakikaya sığdırmaya kaldım. Fakat yine de, tatilden önce şunu aradan bir çıkarayım da, sezonu tam bitmeden tatilde uğraşırsınız belki.
Şimdi efendim, malzemeler malum, turşuluk sebze, üzüm sirkesi, limon, elma, sarımsak ve kaya tuzu. Kaya tuzu meselesi aslında önemli, bu turşu denen muhteşem şey normal tuzla olmuyor. Fakat Kadıköy için konuşuyorum, Moda'da ve çarşı içinde bu tuzu bulmak mümkün olmadı. Eğer siz de bulamazsanız, normal sofra tuzuna limon tuzu karıştırarak aynı etkiyi yakalayabiliyorsunuz.
Bir de, kavanoz kapaklarınızın yeni olmasında fayda var. Eski olunca kavanoz hava alıyor, turşunun üstü küf oluyor. Ha bir sorun yok, küfü suya tutup yine yiyorsunuz ama gerek de yok.
Sirkeniz Doğanay olsun, limon tuzunuz da Migros markalı olmasın. Migros olanlar incecik, notmal tuzun biraz daha kalını gibi. Bana güven vermedi. Sirke - şalgam gibi şeyler için de, Doğanay dışındakilere güvenemiyorum. Kemal Kükrer'in bir nar ekşisini tatmış bulunmuştum, ay o neydi öyle. Kaynatılmış ve nar aromalı şeker gibiydi.
Ben öncelikle turşunun suyunu hazırladım, sebze kısmına öyle geçtim. Şöyle yapıyoruz,
- 1 ölçek içme suyuna 3 ölçek üzüm sirkesi ekliyoruz. (Turşunun en iyisi sirke ya da limonla olmaz, sirke ve limonla olur. Böyle de uzlaşmacıyımdır.) Sonra bu karışıma, tepeleme dolu olmayan, normal bir tatlı kaşığı ve eritilmiş limon tuzu ekliyoruz. Bi bardağın dibine iki yudum sıcak su koyarak erittim ben; ama eğer kaya tuzu bulmuşsanız limon tuzuna gerek yok.
- Sonra bu karışıma tuz ekleyeceğiz ama elimizi korkak alıştırmayalım. Birkaç kaşık ekleyip karıştıralım, yetip yetmediğini ise bu sıvıda yumurta yüzdürerek anlayacağız. Oluşan karışıma bir adet çiğ yumurtayı koyuverelim, tepesi yüzeye çıkıyorsa tamamdır. Bunun sağlayana kadar tuz eklememiz gerekiyor.
Bu arada, karışım size "tuz ruhu soluyormuş" gibi bir his verebilir. Korkmayın, bir şey olmuyor, turşuyu yiyince de ölmüyorsunuz.
Turşuluk sebzelerimizi yıkayıp lokma lokma doğradık. Kavanoza bunlarla beraber halka limon ve yine halka elma dilimi de koyacağız, onları da ayarladık. İçine atıvereceğimiz sarımsaklarımızı soyduk. Evde varsa birkaç adet nohut da atabilirsiniz, kıvamı için iyi olur. Ama şart değil, benim evde yoktu mesela, eksikliğini hissetmedim.
Efendimle söyleyeyim, kavanozlarımızı bu sebzelerle "turşu gibi" doldururken, aralara birkaç diş sarımsak, kenarlara da 1-2 halka limon ve 1 -2 halka elma koyuyoruz. Yalnız sarımsakları abartmayın, ben biraz abartmışım. Turşularımın "kütürlüğünde" hiçbir sorun yok ama sarımsak sirkenin tadını bastırır olmuş, olmasa daha iyiymiş. 3 diş sarımsak filan yeter bence, tabii tercih meselesi.
Sebzelerimizi iyice bastıktan sonra, turşu suyumuzu ekleyelim. Ağzını sıkıca kapatıp on gün kadar unutalım onları. İlk birkaç günden sonra buzdolabına koymak tavsiye ediliyor, annem öyle dedi.
Benimkiler çok güzel oldu, bi işte sarımsakta elimin ayarı kaçmış. Fakat netice olarak, akşam yemeği diye turşu-ekmek yiyen biri oldum, iftiharla sunarım.
Sevgiler,
Göksun.
Haftalardır bekledim bekledim, turşu işini anlatmayı on dakikaya sığdırmaya kaldım. Fakat yine de, tatilden önce şunu aradan bir çıkarayım da, sezonu tam bitmeden tatilde uğraşırsınız belki.
Şimdi efendim, malzemeler malum, turşuluk sebze, üzüm sirkesi, limon, elma, sarımsak ve kaya tuzu. Kaya tuzu meselesi aslında önemli, bu turşu denen muhteşem şey normal tuzla olmuyor. Fakat Kadıköy için konuşuyorum, Moda'da ve çarşı içinde bu tuzu bulmak mümkün olmadı. Eğer siz de bulamazsanız, normal sofra tuzuna limon tuzu karıştırarak aynı etkiyi yakalayabiliyorsunuz.
Bir de, kavanoz kapaklarınızın yeni olmasında fayda var. Eski olunca kavanoz hava alıyor, turşunun üstü küf oluyor. Ha bir sorun yok, küfü suya tutup yine yiyorsunuz ama gerek de yok.
![]() |
Ben öncelikle turşunun suyunu hazırladım, sebze kısmına öyle geçtim. Şöyle yapıyoruz,
- 1 ölçek içme suyuna 3 ölçek üzüm sirkesi ekliyoruz. (Turşunun en iyisi sirke ya da limonla olmaz, sirke ve limonla olur. Böyle de uzlaşmacıyımdır.) Sonra bu karışıma, tepeleme dolu olmayan, normal bir tatlı kaşığı ve eritilmiş limon tuzu ekliyoruz. Bi bardağın dibine iki yudum sıcak su koyarak erittim ben; ama eğer kaya tuzu bulmuşsanız limon tuzuna gerek yok.
![]() |
| Olsa da yesek <3 |
Bu arada, karışım size "tuz ruhu soluyormuş" gibi bir his verebilir. Korkmayın, bir şey olmuyor, turşuyu yiyince de ölmüyorsunuz.
Turşuluk sebzelerimizi yıkayıp lokma lokma doğradık. Kavanoza bunlarla beraber halka limon ve yine halka elma dilimi de koyacağız, onları da ayarladık. İçine atıvereceğimiz sarımsaklarımızı soyduk. Evde varsa birkaç adet nohut da atabilirsiniz, kıvamı için iyi olur. Ama şart değil, benim evde yoktu mesela, eksikliğini hissetmedim.
![]() |
| Bu kadar da çok yaptım elinizin artığı. |
Sebzelerimizi iyice bastıktan sonra, turşu suyumuzu ekleyelim. Ağzını sıkıca kapatıp on gün kadar unutalım onları. İlk birkaç günden sonra buzdolabına koymak tavsiye ediliyor, annem öyle dedi.
Benimkiler çok güzel oldu, bi işte sarımsakta elimin ayarı kaçmış. Fakat netice olarak, akşam yemeği diye turşu-ekmek yiyen biri oldum, iftiharla sunarım.
Sevgiler,
Göksun.
16 Eylül 2012 Pazar
Yine tembel, ama bu kez havalı. (B&T 3)
Merhaba arkadaşlar,
Bu satırları mutluluktan mest olmuş bir şekilde yazıyorum... Uzun zamandır evde biftek pişireyim diyordum, o gün bugünmüş.
Öncelikle bilmemiz gerekenler:
- Feci kolay, ama öyle böyle değil yani.
- En iyisi tabii ki döküm tavalar fakat teflonda yapınca da ölmüyorsunuz. Ben öyle yaptım, gayetten de güzel oldu.
- Bifteğimize çatal bıçak değdirmiyoruz. Elimizle ya da maşayla alıyoruz hep. Suyunu kaybetmesin diye.
- ETİ SAKIN DÖVDÜRMEYİN, DÖVERİM!
Bu biftek meselesi, bence kız tavlamak için de çok uygun. Çünkü tamam kolay ve leziz, ama bir o kadar da "asortik." Etkilemek istediğiniz hatuna "ben yaptım" diye, domatesiyle ayrı biberiyle ayrı uğraşıp kabuğunu da içine düşürdüğünüz bir menemen sunmayı mı tercih edersiniz, yoksa daha bile kolay yapılan ve milyon kere daha havalı duran bir bifteği mi? Üstelik yanında daha da uyduruk bir şey olan "tortellini" ve bir de kırmızı şarapla. Dostum, bu kadar kolay ama bu kadar havalı olabilen yemeklerle bile o kızı etkileyemiyorsan, bırak gitsin, dönerse bile senin değildir, yolunu şaşırmıştır.
"Ay teflonda olur mu ki, acaba mutlaka döküm tava almalı mıyım, ay bikbik" filan derken, İlter bana teflonda da olabileceğine dair güvence verdi. Aşağıdaki videoyu da yolladı ki bakıp feyz alayım. Aldım da nitekim.
Gerçi buradaki abi bifteği ızgarada, madalyonu tavada yapıyor ama bende döküm tava olmadığı gibi ızgara da yok.
Migros kasabından ızgaralık et istediğinizde dövüyor muyuz diye soruyor, bunun cevabı kesinlikle hayır. Dövülmemiş bifteklerimizi alıp tabağa yatırıyoruz, yalnız muameleye başlamadan önce teflon tavamızın altını iyice açıp öyle bırakıyoruz ki, etler hazır olana kadar tava iyice ısınsın.
Etin üzerine öncelikle tuz serpiştiriyoruz. Ben iki parça aldım, birine deniz tuzu birine normal bildiğimiz tuz kullandım. Evet deniz tuzu aldım ben, çünkü göbek adım Clara ve Allah'ın tuzuna 10 lira vermekten çok hoşlanıyorum. Neyse sonuç olarak bu iki biftek arasında tuzdan yana tek fark maliyet farkı oldu.
Sonrasında karabiber serpiştirdim. Size belki "ne alaka" gelecek ama ben severim, biraz kimyon serptim. Sonra, birine yine çok azar azar kekik ve fesleğen ekledim, diğeri öyle kaldı.
Baharatla işim bittikten sonra, bir yemek kaşığını tam doldurmayacak kadar zeytinyağını alıp etin o yüzünü bununla sıvadım.
Sonra eti ters çevirip, aynı işlemleri diğer taraf için de uyguladım. Bu arada, bifteklerden birinde yine azcık sarımsak sosu da var, sarımsak seven qızlar eqlesin.
Etimiz bu şekilde hazır olunca, maşayla alıp, o ana kadar iyice "kızmış" olan tavamızın üzerine yatırıveriyoruz. Cosss ediyor. Yalnız maşa önemli, onu unutmayalım. Benim "Ay bir tarafı tam pişmeden kesinlikle çevirmemeliyim" tribim olmadı, olması gerekip gerekmediğini de bilmiyorum. Zaten 2 dakika sonra filan baktım üstü artık pişmiş, çevirdim, öbür tarafı da neredeyse anında pişiverdi. Dışı gayet "pişkin" görünen, içi ise pespembe bifteklerim oldu.
Yanında ne yiyelim derseniz, bence en çok fırında patates ya da patates püresi yakışacaktır. Püreye üşendim, fırınım ise yok. Madem asortik başladık öyle gidelim diyerekten tortellinide karar kıldım. Dünyanın en basit şeyi, çünkü sadece haşlıyor ve sonra suyunu süzüyorsunuz, o kadar. Hatta süzme işlemi de öyle makarna süzer gibi değil; tencerenin kapağını tortellini'ler geçemeyecek kadar azıcık aralık bırakıp suyunu aşağı akıtıvermekten bahsediyorum. Bu derece kolay ve uyduruk. Ama adı tortellini.
"Kızarmış et ve haşlanmış hamur" deyince bir etkisi olmuyor. Ama "medium-rare steak ve tortellini" deyince uuu... Hatta ve yerine de "and" diyelim ki tam olsun.
Bu arada fotoğraf yükleyemedim çünkü makinem yanımda değil, ama zaten anladınız siz.
Afiyet olsun,
Göksun.
Bu satırları mutluluktan mest olmuş bir şekilde yazıyorum... Uzun zamandır evde biftek pişireyim diyordum, o gün bugünmüş.
Öncelikle bilmemiz gerekenler:
- Feci kolay, ama öyle böyle değil yani.
- En iyisi tabii ki döküm tavalar fakat teflonda yapınca da ölmüyorsunuz. Ben öyle yaptım, gayetten de güzel oldu.
- Bifteğimize çatal bıçak değdirmiyoruz. Elimizle ya da maşayla alıyoruz hep. Suyunu kaybetmesin diye.
- ETİ SAKIN DÖVDÜRMEYİN, DÖVERİM!
Bu biftek meselesi, bence kız tavlamak için de çok uygun. Çünkü tamam kolay ve leziz, ama bir o kadar da "asortik." Etkilemek istediğiniz hatuna "ben yaptım" diye, domatesiyle ayrı biberiyle ayrı uğraşıp kabuğunu da içine düşürdüğünüz bir menemen sunmayı mı tercih edersiniz, yoksa daha bile kolay yapılan ve milyon kere daha havalı duran bir bifteği mi? Üstelik yanında daha da uyduruk bir şey olan "tortellini" ve bir de kırmızı şarapla. Dostum, bu kadar kolay ama bu kadar havalı olabilen yemeklerle bile o kızı etkileyemiyorsan, bırak gitsin, dönerse bile senin değildir, yolunu şaşırmıştır.
"Ay teflonda olur mu ki, acaba mutlaka döküm tava almalı mıyım, ay bikbik" filan derken, İlter bana teflonda da olabileceğine dair güvence verdi. Aşağıdaki videoyu da yolladı ki bakıp feyz alayım. Aldım da nitekim.
Migros kasabından ızgaralık et istediğinizde dövüyor muyuz diye soruyor, bunun cevabı kesinlikle hayır. Dövülmemiş bifteklerimizi alıp tabağa yatırıyoruz, yalnız muameleye başlamadan önce teflon tavamızın altını iyice açıp öyle bırakıyoruz ki, etler hazır olana kadar tava iyice ısınsın.
Etin üzerine öncelikle tuz serpiştiriyoruz. Ben iki parça aldım, birine deniz tuzu birine normal bildiğimiz tuz kullandım. Evet deniz tuzu aldım ben, çünkü göbek adım Clara ve Allah'ın tuzuna 10 lira vermekten çok hoşlanıyorum. Neyse sonuç olarak bu iki biftek arasında tuzdan yana tek fark maliyet farkı oldu.
Sonrasında karabiber serpiştirdim. Size belki "ne alaka" gelecek ama ben severim, biraz kimyon serptim. Sonra, birine yine çok azar azar kekik ve fesleğen ekledim, diğeri öyle kaldı.
Baharatla işim bittikten sonra, bir yemek kaşığını tam doldurmayacak kadar zeytinyağını alıp etin o yüzünü bununla sıvadım.
Sonra eti ters çevirip, aynı işlemleri diğer taraf için de uyguladım. Bu arada, bifteklerden birinde yine azcık sarımsak sosu da var, sarımsak seven qızlar eqlesin.
Etimiz bu şekilde hazır olunca, maşayla alıp, o ana kadar iyice "kızmış" olan tavamızın üzerine yatırıveriyoruz. Cosss ediyor. Yalnız maşa önemli, onu unutmayalım. Benim "Ay bir tarafı tam pişmeden kesinlikle çevirmemeliyim" tribim olmadı, olması gerekip gerekmediğini de bilmiyorum. Zaten 2 dakika sonra filan baktım üstü artık pişmiş, çevirdim, öbür tarafı da neredeyse anında pişiverdi. Dışı gayet "pişkin" görünen, içi ise pespembe bifteklerim oldu.
Yanında ne yiyelim derseniz, bence en çok fırında patates ya da patates püresi yakışacaktır. Püreye üşendim, fırınım ise yok. Madem asortik başladık öyle gidelim diyerekten tortellinide karar kıldım. Dünyanın en basit şeyi, çünkü sadece haşlıyor ve sonra suyunu süzüyorsunuz, o kadar. Hatta süzme işlemi de öyle makarna süzer gibi değil; tencerenin kapağını tortellini'ler geçemeyecek kadar azıcık aralık bırakıp suyunu aşağı akıtıvermekten bahsediyorum. Bu derece kolay ve uyduruk. Ama adı tortellini.
"Kızarmış et ve haşlanmış hamur" deyince bir etkisi olmuyor. Ama "medium-rare steak ve tortellini" deyince uuu... Hatta ve yerine de "and" diyelim ki tam olsun.
Bu arada fotoğraf yükleyemedim çünkü makinem yanımda değil, ama zaten anladınız siz.
Afiyet olsun,
Göksun.
Etiketler:
bekar ve tembel,
kırmızı et,
kız tavlama yemekleri,
kimyon,
kolay yemekler,
tortellini
10 Eylül 2012 Pazartesi
Halil Lahmacun ya da kıymalı çıtır.
Kadıköy Çarşı'daki Halil Lahmacun'u gittim gördüm. Daha önce de görmüştüm, o zaman her nasılsa çok beğenmiştim. Çok deli acıkmışsam demek ki...
Hamuruna bir diyeceğim yok, ince, çıtır ve güzel.
Malzeme ise, Urfa filan değil, direkt "İstanbul lahmacun" hissi veriyor. İstanbul'da Adana sanarak yediğiniz kebaplar nasıl ki aslında gerçek Adana'yı bilmeyenlerın damak tadı için bozulup başka bir şeye çevrilmişse, bu Urfa lahmacuna da öyle yapılmış gibi.
Ha dersen ki Urfa'da lahmacun yedin mi; yok yemedim. Ama Adana-Antep-Antakya başta olmak üzere bölge mutfağını bilirim. Şundan eminim, o bölgede etli bir şey yiyorsanız, et tadını dolu dolu alırsınız. Üstelik, etli ya da etsiz, yediğiniz hiçbir şey sizin ağzınıza bir domates salçası tadı vermez. Zaten biber salçası varken domatesinkinin esamesi okunmaz. Domates salçası, ya acı biberi seyreltmek için, ya da kışın iyi domates bulunamadığından kullanılır. Bu yani.
Lahmacunda soğan-sarımsak olur mu-olmaz mı tartışmasına girmiyorum, konu o değil. Konu, etin az ve "tatlı" oluşu. Tatlı derken acı olmamasından bahsetmiyorum yanlış anlaşılmasın, bariz tatlı. Domates salçasından hep.
Midesine düşkün ve bölgesinin mutfağını bilen bir Adanalı olarak konuşuyorum, etli bir yemekte domates salçasının tadını alıyorsanız o yemek bizim oralardan olamaz. İşte o yüzden, bilin ki bu Halil Usta'nın lahmacunları İstanbullu olmuş.
Hamuruna bir diyeceğim yok, ince, çıtır ve güzel.
Malzeme ise, Urfa filan değil, direkt "İstanbul lahmacun" hissi veriyor. İstanbul'da Adana sanarak yediğiniz kebaplar nasıl ki aslında gerçek Adana'yı bilmeyenlerın damak tadı için bozulup başka bir şeye çevrilmişse, bu Urfa lahmacuna da öyle yapılmış gibi.
Ha dersen ki Urfa'da lahmacun yedin mi; yok yemedim. Ama Adana-Antep-Antakya başta olmak üzere bölge mutfağını bilirim. Şundan eminim, o bölgede etli bir şey yiyorsanız, et tadını dolu dolu alırsınız. Üstelik, etli ya da etsiz, yediğiniz hiçbir şey sizin ağzınıza bir domates salçası tadı vermez. Zaten biber salçası varken domatesinkinin esamesi okunmaz. Domates salçası, ya acı biberi seyreltmek için, ya da kışın iyi domates bulunamadığından kullanılır. Bu yani.
Lahmacunda soğan-sarımsak olur mu-olmaz mı tartışmasına girmiyorum, konu o değil. Konu, etin az ve "tatlı" oluşu. Tatlı derken acı olmamasından bahsetmiyorum yanlış anlaşılmasın, bariz tatlı. Domates salçasından hep.
Midesine düşkün ve bölgesinin mutfağını bilen bir Adanalı olarak konuşuyorum, etli bir yemekte domates salçasının tadını alıyorsanız o yemek bizim oralardan olamaz. İşte o yüzden, bilin ki bu Halil Usta'nın lahmacunları İstanbullu olmuş.
![]() |
| Halil'deki bu. |
![]() |
| Orijinali ise bu. |
Bekar ve tembel - 2
Merhaba,
Aslında bugün Kadıköy Çarşı'daki Halil Lahmacun'u yazacaktım ama ondan önce şu Bekar ve Tembel meselesini bir seri haline getirme fikrine eğileyim dedim.
Dün akşam, ultra tembelken, mutfaktaki ıvır zıvırı kullanarak şunları yedik:
- Yarım paket makarna vardı, onu bi haşladım önce. Lavaboda süzüledururken, haşlandığı tencereye yağ+çintilmiş domates+yeşil biber. Bu arada evdeki son iki domatesin birinden ve son biberden bahsediyoruz. Ağzını kapat, altı çok açık olmasın. Domates suyunu salınca tuz+istersen karabiber kimyon kekik. Makarna öyle halloldu.
Yeri gelmişken tekrar edeyim, evinizde malzeme varsa, makarna dünyanın yaratıcılığa en açık yemeğidir.
- Patlıcan salatası. Bir kaseye önce yarım soğan doğra incecik, onu tuzla bir ovup az bi durula mis gibi. Üzerine marketten alınmış yarım kavanoz hazır patlıcan salatası. Üzerine bir domatesi çint yine, böylece evdeki domatesler bitmiş oldu. Sonra azcık da kornişon turşusu doğra. İstersen zeytinyağı, ama bence isteme. Akşam akşam yağdan ne kadar kaçsak kar, zaten makarna yiyoruz...
- Birer adet haşlanmış patates. O ne yeaa demeyin, üzerine tuz+karabiber+kimyon, muhteşem oluyor. (Bunu fırın torbası ile de deneyebilirsiniz, önümüzdeki cumartesi için kalın bir biftek eşliğinde fırında patates düşünüyorum mesela.)
Uyduruk evet, ama öyle yeterli ki, iki kişi yarım paket makarnayı bitiremedik. Evdeki tek tek kalanlar da bitmiş oldu. Şimdi bekle beni Migros...
*
Bu arada, bunu aslında serinin üçüncüsü yapıp araya şunu sokmalıydım ama buraya kısmetmiş...
Yukarıdaki patlıcan salatası ve soğan yarımdı ya, sebebi diğer yarılarını bir gün önceki patlıcan salatasına kullanmış olmamdı. Zira o günde de bir tembellik örneği var.
200 gr. kıymaya, yarım paket Knorr köfte harcı ekleyip karıştırdığınızda, gayet güzel 10 adet köfteniz oluyor. Sonra o köfteleri ekmek + patlıcan salatası eşliğinde yiyip çok da güzel doyuyorsunuz.
Afiyet olsun.
Aslında bugün Kadıköy Çarşı'daki Halil Lahmacun'u yazacaktım ama ondan önce şu Bekar ve Tembel meselesini bir seri haline getirme fikrine eğileyim dedim.
Dün akşam, ultra tembelken, mutfaktaki ıvır zıvırı kullanarak şunları yedik:
- Yarım paket makarna vardı, onu bi haşladım önce. Lavaboda süzüledururken, haşlandığı tencereye yağ+çintilmiş domates+yeşil biber. Bu arada evdeki son iki domatesin birinden ve son biberden bahsediyoruz. Ağzını kapat, altı çok açık olmasın. Domates suyunu salınca tuz+istersen karabiber kimyon kekik. Makarna öyle halloldu.
Yeri gelmişken tekrar edeyim, evinizde malzeme varsa, makarna dünyanın yaratıcılığa en açık yemeğidir.
- Patlıcan salatası. Bir kaseye önce yarım soğan doğra incecik, onu tuzla bir ovup az bi durula mis gibi. Üzerine marketten alınmış yarım kavanoz hazır patlıcan salatası. Üzerine bir domatesi çint yine, böylece evdeki domatesler bitmiş oldu. Sonra azcık da kornişon turşusu doğra. İstersen zeytinyağı, ama bence isteme. Akşam akşam yağdan ne kadar kaçsak kar, zaten makarna yiyoruz...
- Birer adet haşlanmış patates. O ne yeaa demeyin, üzerine tuz+karabiber+kimyon, muhteşem oluyor. (Bunu fırın torbası ile de deneyebilirsiniz, önümüzdeki cumartesi için kalın bir biftek eşliğinde fırında patates düşünüyorum mesela.)
Uyduruk evet, ama öyle yeterli ki, iki kişi yarım paket makarnayı bitiremedik. Evdeki tek tek kalanlar da bitmiş oldu. Şimdi bekle beni Migros...
*
Bu arada, bunu aslında serinin üçüncüsü yapıp araya şunu sokmalıydım ama buraya kısmetmiş...
Yukarıdaki patlıcan salatası ve soğan yarımdı ya, sebebi diğer yarılarını bir gün önceki patlıcan salatasına kullanmış olmamdı. Zira o günde de bir tembellik örneği var.
200 gr. kıymaya, yarım paket Knorr köfte harcı ekleyip karıştırdığınızda, gayet güzel 10 adet köfteniz oluyor. Sonra o köfteleri ekmek + patlıcan salatası eşliğinde yiyip çok da güzel doyuyorsunuz.
Afiyet olsun.
Etiketler:
bekar ve tembel,
kız tavlama yemekleri,
kolay yemekler,
köfte,
makarna,
patlıcan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




